Kira sözleşmesi, gündelik yaşamın en yaygın hukuki işlemlerinden biri olmasına rağmen, tarafların kimliği ve hukuki sıfatları uyuşmazlık anında hayati önem taşır. Türk Borçlar Kanunu’nun 299. maddesiyle düzenlenen bu sözleşme tipi, sadece bir taşınmazın kullanımını değil, aynı zamanda tarafların birbirlerine karşı üstlendikleri bir dizi karmaşık borç ve hakkı da kapsar. Bir sözleşmenin “tarafı” olmak, davanın kime açılacağından, ihtarın kime çekileceğine kadar tüm usul işlemlerini belirler.
Bu yazımızda, kira sözleşmesinde tarafların kimler olabileceğini, mülkiyetin sözleşme üzerindeki etkisini ve 8 farklı özel durumda ortaya çıkan hukuki sonuçları kapsamlı bir şekilde inceleyeceğiz.
Kira Sözleşmesinin Tanımı ve Tarafların Ehliyeti
Kira sözleşmesi; kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının ise buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Bu tanım gereği iki temel taraf vardır: Kiraya veren ve kiracı.
Ancak hukukumuzda “kiraya veren” sıfatı ile “malik” (sahip) sıfatı her zaman aynı kişide birleşmeyebilir. Sözleşmenin geçerliliği için tarafların tam ehliyetli olması esastır. Yani tarafların ergin olması, ayırt etme gücüne sahip olması ve kısıtlı olmaması gerekir. Eğer taraflardan biri kısıtlıysa veya küçükse, sözleşme yasal temsilcileri (veli veya vasi) aracılığıyla kurulmalıdır.
1. Birden Fazla Malikin (Ev Sahibinin) Bulunduğu Durumlar
Bir taşınmazın tek bir sahibi olabileceği gibi, miras veya ortak yatırım yoluyla birden fazla sahibi de olabilir. Bu durumda mülkiyetin türü, kira sözleşmesinin geçerliliğini doğrudan etkiler.
Paylı mülkiyette, her paydaşın belirli bir payı vardır. Türk Medeni Kanunu uyarınca, kira sözleşmesi yapılması “önemli yönetim işlerinden” sayılır. Bu sebeple, bir taşınmazın kiraya verilebilmesi için pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanması zorunludur. Örneğin, 4 paydaşlı bir evde, payları eşitse en az 3 kişinin rızası gerekmektedir. Eğer bu çoğunluk sağlanmadan sözleşme yapılmışsa, sözleşmeye katılmayan diğer paydaşlar “el atmanın önlenmesi” davası açarak kiracının tahliyesini isteyebilirler.
Elbirliği mülkiyetinde ise durum daha katıdır. Genellikle miras ortaklığında görülen bu yapıda, paylar henüz ayrışmamıştır. Dolayısıyla bir kira sözleşmesinin geçerli olabilmesi için tüm ortakların oy birliği ile karar vermesi gerekir. Tek bir mirasçının yaptığı kira sözleşmesi, diğer mirasçılar onay vermediği sürece onları bağlamaz. Bu durumda açılacak bir tahliye davasında veya kira alacağı davasında tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi veya bir temsilci atanması usul hukuku açısından zorunluluktur.
2. Kiracının Birden Fazla Kişi Olması ve Müteselsil Sorumluluk
Özellikle öğrenci evlerinde, ortak ofis kullanımlarında veya aile bireylerinin birlikte kiraladığı yerlerde birden fazla kiracı karşımıza çıkar. Bu durumda hukuki ilişki “müteselsil sorumluluk” ilkesi üzerinden yürür.
Sözleşmede aksine bir hüküm yer almadığı sürece, birden fazla kiracı kira bedelinden ve diğer yan giderlerden (aidat, kapıcı gideri vb.) zincirleme olarak sorumludur. Kiraya veren, kira bedelinin tamamını kiracılardan herhangi birinden talep etme hakkına sahiptir. Kiracılardan birinin kendi payını ödemiş olması, onu kiraya verene karşı sorumluluktan kurtarmaz.
Tahliye süreçlerinde ise “taraf teşkili” ilkesi devreye girer. Kiraya veren, tahliye davası açmak istediğinde davayı kiracıların tamamına karşı yöneltmelidir. Sadece bir kiracıya karşı açılan tahliye davası, diğer kiracıların haklarını etkileyeceği için reddedilecektir. Bu durum, usul ekonomisi açısından büyük bir risk teşkil eder; bu nedenle sözleşme kurulurken kiracıların isimlerinin ve imzalarının eksiksiz alınması kritik önemdedir.
3. Eşlerin Taraf Olduğu Durumlar ve Aile Konutu Koruması
Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi ve Türk Borçlar Kanunu’nun 349. maddesi, “aile konutu” kavramını özel bir koruma altına almıştır. Bu düzenleme, kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşin haklarını korumayı amaçlar.
Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez veya kira sözleşmesi üzerindeki hakları sınırlayamaz. Eğer sözleşmede adı geçmeyen eş, kiraya verene bir bildirimde bulunarak konutun aile konutu olduğunu ve kendisinin de taraf haline gelmek istediğini beyan ederse, o andan itibaren sözleşmenin “tarafı” sıfatını kazanır.
Bu durumun hukuki sonucu şudur: Kiraya veren, kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle ihtar çekecekse veya tahliye davası açacaksa, ihtarnameyi ve dava dilekçesini her iki eşe de ayrı ayrı tebliğ etmek zorundadır. Aksi takdirde yapılan işlemler geçersiz sayılacaktır. Ayrıca, eşlerden birinin tek başına verdiği tahliye taahhüdü, diğer eşin rızası yoksa yargı kararlarıyla geçersiz kılınabilmektedir.
4. Tüzel Kişilerin (Şirket, Dernek, Vakıf) Taraflığı
Kira sözleşmeleri sadece gerçek kişiler arasında değil, şirketler, dernekler veya vakıflar arasında da kurulabilir. Tüzel kişi taraflarda en kritik mesele “temsil yetkisi”dir.
Bir şirketi temsilen sözleşmeye imza atan kişinin, şirketin imza sirkülerinde belirtilen yetkilere sahip olması gerekir. Yetkisiz bir kişi tarafından imzalanan sözleşme, şirket tarafından sonradan onaylanmadığı sürece geçersizlik riski taşır. Ayrıca tüzel kişi kiracıların kira ödemelerinde stopaj (vergi kesintisi) yükümlülüğü bulunmaktadır. Gerçek kişi kiracılardan farklı olarak, tüzel kişiler kira bedelini brüt üzerinden hesaplayıp vergi dairesine beyan etmekle yükümlüdürler.
Tüzel kişilerin taraf olduğu sözleşmelerde “tacir” sıfatı da devreye girebilir. Eğer her iki taraf da tacir ise, Türk Ticaret Kanunu hükümleri ve Borçlar Kanunu’nun iş yeri kiralarına ilişkin bazı maddeleri (örneğin kira artış oranları veya depozito sınırlamaları) farklı uygulanabilir. Ancak mevcut yasal düzenlemelerle bu farklar konut ve çatılı iş yeri kiraları açısından büyük oranda eşitlenmiştir.

5. Kiraya Verenin Malik Olmaması (Başkasına Ait Taşınmazın Kiralanması)
Hukuk sistemimizde kira sözleşmesi “borçlandırıcı işlem” olarak geçer. Sonuç olarak bir taşınmazı kiraya verebilmek için malik olmanız veya tapunun sizin üzerinize olması şart değildir.
Örneğin, bir kişi kiraladığı bir yeri malikin rızasını alarak başkasına kiraya verebilir veya malikin vekili sıfatıyla değil, kendi adına da kiraya verebilir. Bu durumda yapılan sözleşme taraflar arasında geçerlidir. Kiracı, “sen malik değilsin, sana kira ödemiyorum” diyemez. Ancak taşınmazın gerçek sahibi, kira sözleşmesine onay vermemişse “el atmanın önlenmesi” davası açarak taşınmazın tahliyesini isteyebilir.
Hukuki uyuşmazlıklarda, kira bedelinin kime ödeneceği noktasında sözleşmedeki “kiraya veren” sıfatı esas alınır. Eğer malik ile kiraya veren farklı kişilerse ve aralarında bir ihtilaf çıkarsa, kiracı mahkemeden “tevdi mahalli” (ödeme yeri) tayin edilmesini isteyerek borcunu kime ödeyeceğini netleştirmelidir.
6. Alt Kira ve Kullanım Hakkının Devri Senaryosu
Alt kira, kiracının kiraladığı yerin tamamını veya bir kısmını başka bir kişiye kiralamasıdır. TBK m. 322 bu durumu net bir şarta bağlamıştır: Konut ve çatılı iş yeri kiralarında kiraya verenin yazılı rızası olmadıkça alt kira yapılamaz.
Alt kira kurulduğunda, asıl kira sözleşmesi ve alt kira sözleşmesi olmak üzere iki ayrı hukuki ilişki doğar. Alt kiracı, asıl kiraya verene karşı doğrudan sorumlu değildir ancak asıl kira sözleşmesindeki kullanım sınırlarına uymak zorundadır. Eğer asıl kira sözleşmesi herhangi bir nedenle sona ererse (örneğin tahliye davası veya süre bitimi), alt kira sözleşmesi de kendiliğinden sona erer.
Asıl kiraya veren, alt kiracıya karşı doğrudan tahliye davası açamaz (fuzuli işgal hariç), ancak kiracısına açtığı dava sonucu taşınmazı tahliye ettirdiğinde, alt kiracı da taşınmazdan çıkarılır. Bu durum, alt kiracı için büyük bir risk oluşturduğundan, alt kira sözleşmelerinde asıl malikin onayının yazılı olarak alınması hayati önemdedir.
7. İntifa Hakkı ve Diğer Sınırlı Ayni Hak Sahipleri
Bazen bir taşınmazın “kuru mülkiyeti” bir kişiye, “kullanma ve yararlanma hakkı” (intifa hakkı) başka bir kişiye ait olabilir. Bu durumda kira sözleşmesini yapma yetkisi mülkiyet sahibine değil, intifa hakkı sahibine aittir.
İntifa hakkı sahibi, taşınmazı bizzat kullanabileceği gibi kiraya vererek gelirinden de yararlanabilir. Burada doğacak hukuki sonuç şudur: İntifa hakkı sona erdiğinde (örneğin hak sahibinin ölümüyle), yapılan kira sözleşmesi de kural olarak sona ermez, ancak taşınmazın yeni zilyedi olan kuru mülkiyet sahibi sözleşmenin tarafı haline gelir.
Eğer intifa hakkı sahibi, mülkiyet sahibinin haklarını zedeleyecek kadar uzun süreli ve ağır şartlarda bir sözleşme yapmışsa, mülkiyet sahibi bu sözleşmenin iptali veya şartlarının uyarlanması için dava açma hakkına sahip olabilir.
8. Taraflardan Birinin Ölümü ve Mirasçıların Durumu
Kira sözleşmesi, şahsa sıkı sıkıya bağlı sözleşmelerden değildir. Bu nedenle, taraflardan birinin ölümü ile sözleşme sona ermez; haklar ve borçlar mirasçılara geçer.
Kiraya verenin ölümü durumunda, kiracı kira bedellerini veraset ilamındaki payları oranında mirasçılara ödemekle yükümlüdür. Ancak uygulamada karmaşa yaşanmaması için mirasçıların ortak bir banka hesabı bildirmesi beklenir.
Kiracının ölümü durumunda ise TBK m. 356 özel bir hüküm getirmiştir. Ölen kiracının ortakları veya ölen kiracı ile birlikte aynı konutta yaşayan mirasçılar, sözleşmeye ve kanun hükümlerine uydukları sürece kira sözleşmesini sürdürebilirler. İş yeri kiralarında ise ölen kiracının mirasçıları, işletmeyi devam ettiriyorlarsa sözleşmenin tarafı olmaya devam ederler. Eğer mirasçılar sözleşmeyi devam ettirmek istemiyorlarsa, yasal süreler içinde fesih bildiriminde bulunma hakları vardır.

Usul Hukuku Bakımından “Husumet” ve Taraf Sıfatı
Kira uyuşmazlıklarında en çok karşılaşılan bozma nedenlerinden biri “husumet” yani taraf sıfatı yokluğudur. Davanın doğru kişiye açılmaması, yıllar süren yargılamanın sonunda usulden reddedilmesine neden olur.
Örneğin, kira tespit davası tüm malikler tarafından açılmalı veya tüm kiracılara karşı yöneltilmelidir. Tahliye davasında ise “kiraya veren” sıfatı esastır. Eğer kiraya veren malik değilse, davayı kiraya veren açmalıdır. Ancak yeni malik taşınmazı satın almışsa, kanun gereği (TBK m. 310) eski malikin halefi olduğu için sözleşmenin tarafı olur ve dava açma hakkını kazanır.
Sözleşme yapılırken tarafların kimlik bilgilerinin eksiksiz yazılması, imzaların huzurda atılması ve tarafların yetki belgelerinin (vekaletname vb.) kontrol edilmesi, ileride doğabilecek pek çok hukuki sorunu daha başlamadan önler.
Değerlendirme
Kira sözleşmesinde tarafların belirlenmesi, sadece isimlerin kağıda dökülmesinden ibaret değildir. Mülkiyetin türü, tarafların medeni durumu ve temsil yetkileri, sözleşmenin ayakta kalıp kalmayacağını belirleyen temel kolonlardır. 8 farklı senaryoda gördüğümüz üzere, kanun koyucu özellikle aile konutu, miras ortaklığı ve alt kira gibi durumlarda zayıf olanı korumak veya mülkiyet hakkının özüne saygı duymak amacıyla özel düzenlemeler getirmiştir.
Bir hukukçu veya mülk sahibi olarak, sözleşmenin taraf yapısını doğru kurgulamak, olası bir tahliye veya alacak davasında elinizi güçlendirecektir. Unutulmamalıdır ki; yanlış kişiyle yapılan sözleşme, kazanılması imkansız bir davanın ilk adımıdır.
Apilex ile Uygulamada Taraf Sıfatının Yönetimi: Kira Uyuşmazlıklarında Dijital Hukuki Süreç ve Delil Disiplini
Kira sözleşmesinde tarafların kimliğinin doğru belirlenmesi, hukuki güvenliğin temelidir. Ancak pratikte asıl güçlük, bu doğru belirlemenin “belge, bildirim, ihtar, tebligat ve dava” süreçleri boyunca korunması ve yönetilmesidir. Tam da bu nedenle kira hukukunda en kritik risk, yalnızca yanlış kişiyle sözleşme yapmak değil; doğru kişiyle yapılmış bir sözleşmenin dahi, sonraki usul işlemlerinde hatalı yürütülmesi nedeniyle zayıflamasıdır. Bu noktada Apilex gibi dijital hukuk süreçlerini organize etmeye ve standardize etmeye yönelik çözümler, özellikle kira uyuşmazlıklarının yüksek hacimli ve belgeli niteliği düşünüldüğünde, modern hukuk pratiği açısından önemli bir yere oturur.
Kira uyuşmazlıklarının çoğunda tartışma “haklılık” değil, “usul” ve “ispat” ekseninde şekillenir. Kiraya verenin ya da kiracının haklı olduğu durumlarda bile, dava yanlış kişiye yöneltildiğinde veya ihtar yanlış kişiye çekildiğinde, yıllarca sürecek bir süreç en baştan boşa düşebilir. Apilex’in burada sunduğu avantaj, yalnızca dosya takibi değil; taraf yapısının doğru tanımlandığı, delillerin sistematik biçimde saklandığı ve usuli işlemlerin doğru kişiye, doğru zamanda ve doğru metinle yöneltildiği bir hukuki süreç disiplini sağlamasıdır.
1) Taraf Verisi Yönetimi: “Kim Taraf?” Sorusunun Tek Kaynakta Çözülmesi
Makalemizde vurguladığımız gibi, kira sözleşmesinin “tarafı” olmak; ihtarın kime çekileceğinden, davanın kime açılacağına kadar her işlemi belirler. Uygulamada ise taraf verisi genellikle dağınıktır: bir sözleşmede malik A yazarken, kira ödemeleri B hesabına yapılır; evde oturan eşin ismi sözleşmede geçmez; mirasçılar ortaya çıkar; temsil yetkisi bulunan şirket yetkilisi değişir; alt kiracı taşınmazı fiilen kullanır ama sözleşmede yoktur… Bu karmaşanın en büyük riski, avukatın ya da mülk sahibinin “bir kez doğru tarafı tespit etmesine rağmen” sonraki işlemlerde aynı doğruluğu sürdürememesidir.
Apilex’i kira sözleşmesi yönetiminde değerli kılan noktalardan biri, taraf verisini yalnızca “isim-soyisim” seviyesinde değil, hukuki sıfat ve ilişki türü ile birlikte ele alabilmesidir. Örneğin;
- Kiraya veren: malik mi, intifa hakkı sahibi mi, temsilci mi, alt kiraya veren mi?
- Kiracı: tek kişi mi, müteselsil mi, tüzel kişi mi, aile konutu sebebiyle sonradan taraf olan eş var mı?
- Mirasçılar: veraset ilamı ile ortaya çıkan yeni alacaklılar veya yeni borçlular kimler?
- Paydaşlar: paylı mülkiyet mi elbirliği mi, imza kimlerden alınmış?
Bu veriler tek bir sistemde düzenli şekilde tutulduğunda, ihtar çekileceği zaman “yanlış kişiyi atlama” riski ciddi biçimde azalır. Özellikle birden fazla kiracı olduğunda veya aile konutu bildirimi ile eşin sözleşmeye sonradan dahil olduğu senaryolarda, tebligatın bir kişiye yapılmasının yetmeyeceği ve dava dilekçesinin tüm taraflara yöneltilmesi gerektiği, Apilex içinde iş akışına dönüştürülebilir.
2) Belgelerin Standardizasyonu: Sözleşme, Ek Protokol, Yetki Belgesi, İhtarname
Kira hukukunda taraf sıfatı, çoğu zaman belgelerin okunmasıyla anlaşılır. Fakat belgelerin dağınık, eksik veya farklı formatlarda tutulması, hukukçunun işini zorlaştırır. Apilex’in katkısı burada, kira sözleşmesi ve bağlantılı dokümanların tek bir dosya bütünlüğü içinde saklanmasını ve gerektiğinde hızlı erişimle kullanılmasını sağlamaktır.
Kira ilişkisinde kritik belgeler şunlardır:
- Kira sözleşmesi (imzalı)
- Tapu kaydı / malik bilgisi (özellikle malikin değiştiği durumlarda)
- Yetki belgeleri (vekaletname, imza sirküleri, yönetim kurulu kararı)
- Aile konutu bildirimi
- Alt kira izni (yazılı rıza)
- İhtarname ve tebliğ şerhleri
- Ödeme dekontları, banka hesap hareketleri
- Aidat, ortak gider belgeleri
- Tahliye taahhüdü (varsa)
Bu belgelerin her biri, taraf sıfatını ya güçlendirir ya da zayıflatır. Örneğin tahliye taahhüdü, aile konutu statüsü nedeniyle eş rızası yoksa geçersiz sayılabilir. Ya da şirket adına imza atan kişinin temsil yetkisi yoksa sözleşme tartışmalı hale gelebilir. Apilex içinde belgelerin “etiketlenerek” ve “tarihsel sırayla” tutulması, hangi belgenin hangi tarafı bağladığını netleştiren bir sistem oluşturur. Bu sayede hukuki değerlendirme yalnızca hafızaya veya klasör karmaşasına bırakılmaz; dosya bütünlüğü korunur.
3) İhtar ve Tebligat Süreçlerinin Otomatik Kontrol Mantığı
Kira davalarında en sık rastlanan hatalardan biri, ihtarın yanlış kişiye yapılması veya eksik kişiye yapılmasıdır. Birden fazla kiracı varsa ihtar tüm kiracılara yöneltilmelidir. Aile konutu bildirimi ile eş taraf olmuşsa, her iki eşe tebliğ yapılmalıdır. Malik değişmişse TBK m. 310 gereği yeni malik taraf olur; ancak kiracıya bu durumun bildirimi ve kira bedelinin kime ödeneceği konusu da net olmalıdır.
Apilex burada özellikle “checklist” mantığıyla büyük değer üretir: Sistem içinde bir ihtarname hazırlanırken, taraf listesi üzerinden otomatik uyarılar üretilebilir. Örneğin:
- “Kiracılar 3 kişi görünüyor. Tebligat listesinde sadece 1 kişi seçilmiş.”
- “Aile konutu bildirimi var. Sözleşmede olmayan eş taraf statüsünde. Tebligat listesine ekleyin.”
- “Kiraya veren tüzel kişi. Temsil yetkisi belgesi dosyada yok.”
- “Elbirliği mülkiyeti var. Tüm mirasçıların onayı/temsilci ataması kontrol edilmeli.”
Bu tür bir kontrol mekanizması, hukukçunun bilgisini ikame etmez; fakat hukuki bilgiye dayalı hatırlatmalarla “en sık yapılan usul hatalarını” minimize eder. Bu da özellikle yoğun çalışan hukuk büroları ve çok sayıda kiralık taşınmaz yöneten mülk sahipleri için ciddi bir pratik kazanım demektir.
4) Husumet Riskini Azaltmak: Dava Açmadan Önce Dosya Sağlaması
Makalemizin sonunda vurguladığımız “husumet” meselesi, uygulamada çok can yakar. Dava yanlış kişiye açılırsa, haklı olsanız bile dava usulden reddedilebilir. Apilex’in kira hukukunda stratejik avantajı, dava öncesinde dosyayı kontrol ederek, doğru taraf teşkilinin sağlanmasına katkı sunmasıdır.
Bir tahliye davası düşünelim: Kiracı sözleşmede tek kişi görünüyor ama fiilen eş ve çocukları oturuyor. Aile konutu bildirimi yapıldıysa, eş de taraf kabul edilir. Apilex bu bildirimi dosyada görüp, dava dilekçesi hazırlanırken “taraflar listesine eşin eklenmesi gerektiğini” hatırlatacak şekilde kurgulanabilir. Ya da bir kira tespit davasında, taşınmaz paylı mülkiyete konuysa, tüm malikler davacı olmalı veya temsilci üzerinden hareket edilmelidir. Sistem, tapu kayıtlarının ve malik listesinin yüklenmiş olmasını bekleyerek “eksik malik” riskini uyarabilir.
Bu sayede dava açmadan önce hukukçu, yalnızca hukuki argümana değil, usul şartlarının tamamlanmasına da odaklanmış olur. Usul hatası riskinin azalması, müvekkilin zaman ve maliyet kaybını azaltır; aynı zamanda hukukçunun performansını artırır.
5) Kiracı-Mülk Sahibi İlişkisinde Şeffaflık ve Kurumsal Hafıza
Kira ilişkileri bazen yıllarca sürer. Bir taşınmazın kiracısı değişir, malik değişir, kira bedeli artar, ek protokoller yapılır, ihtarlar çekilir, hatta dava süreçleri yaşanır. Bu süreçte en büyük sorunlardan biri “kurumsal hafıza”dır. Özellikle şirketler, gayrimenkul yatırımcıları veya birden çok mülk yöneten kişiler açısından, her taşınmaz için ayrı bir dosya kültürü oluşmazsa, yıllar sonra geçmiş belgeleri bulmak zorlaşır.
Apilex’in burada sağladığı değer, her kira ilişkisini bir “dosya” olarak ele alması ve bu dosyaya ilişkin tüm evrak, iletişim, ödeme kayıtları ve hukuki işlemleri kronolojik biçimde bir arada tutmasıdır. Bu sayede taşınmazın geçmişi, yeni yöneticiye veya yeni avukata devredildiğinde bilgi kaybı yaşanmaz. Ayrıca bu şeffaf yapı, kiracı ile mülk sahibi arasındaki ilişkiyi de daha öngörülebilir hale getirir. Belirsizlik azaldıkça uyuşmazlıkların büyüme ihtimali de düşer.
6) Apilex’in Kira Hukukunda Kullanımına Dair Örnek Senaryolar
Bu makalede incelediğimiz 8 özel durumu Apilex pratikleriyle eşleştirecek olursak:
- Birden fazla malik: Paylı mülkiyette çoğunluk ve elbirliğinde oy birliği gerekliliği, imza/olur belgelerinin kontrolü ve eksik malik uyarısı.
- Birden fazla kiracı: Müteselsil sorumluluk ve tahliye davasında tüm kiracılara yönelme zorunluluğu, taraf listesi doğrulaması.
- Aile konutu: Eşin sonradan taraf olma bildirimi, ihtar/tebligatın iki eşe yönlendirilmesi ve tahliye taahhüdü geçerliliği kontrolü.
- Tüzel kişiler: Temsil yetkisi belgeleri, imza sirküleri, stopaj yükümlülüğü ve ödeme kayıtlarının düzenli takibi.
- Kiraya veren malik değilse: Kira bedelinin kime ödeneceği ve tevdi mahalli gibi risklerin belgeyle netleştirilmesi.
- Alt kira: Yazılı rıza belgesi, alt kiracının risklerinin dosyada görünür hale getirilmesi.
- İntifa hakkı: Yetkili kiraya verenin intifa hakkı sahibi olması, hakkın sona ermesi halinde taraf değişiminin kayıt altına alınması.
- Ölüm ve mirasçılar: Veraset ilamının eklenmesi, mirasçıların taraf olarak dosyaya dahil edilmesi ve ödeme paylaşımının yönetimi.
Bu senaryolar, kira hukukunun “tek bir sözleşme” değil, yaşayan ve değişen bir hukuki ilişki olduğunu gösterir. Apilex ise bu yaşayan ilişkiyi yönetilebilir bir sistem bütünlüğüne dönüştürmeyi hedefler.
Doğru Taraf, Doğru Belge, Doğru Usul
Kira uyuşmazlıklarında başarı çoğu zaman “haklı olmaktan” değil, haklılığı ispat edebilmekten ve usulü doğru işletmekten geçer. Bu yazıda ele aldığımız gibi, taraf sıfatı ve taraf teşkili hataları, en güçlü dosyayı bile zayıflatabilir. Bu nedenle modern hukuk pratiğinde artık yalnızca kanun bilgisi değil; belge yönetimi, süreç takibi ve usul disiplininin de güçlü olması gerekir.
Apilex, kira sözleşmelerinde tarafların kim olduğunu netleştiren, belgeleri düzenleyen, ihtar ve tebligat süreçlerini doğru tarafa yönlendirmeyi kolaylaştıran bir “dijital hukuk süreç altyapısı” olarak, hem avukatların hem de mülk sahiplerinin elini güçlendirebilir. Özellikle çok taraflı kira ilişkilerinde (birden fazla kiracı, mirasçı, paydaş, şirket vs.), Apilex’in sunduğu düzen ve kontrol mekanizmaları, husumet riskini azaltarak uyuşmazlıkları daha yönetilebilir hale getirir.
Sonuç olarak: Yanlış kişiyle yapılan sözleşme nasıl kazanılması imkansız bir davanın başlangıcıysa, doğru kişiyle yapılmış bir sözleşmenin yanlış yönetilmesi de aynı sonucu doğurabilir. Bu yüzden kira hukukunda başarı; doğru taraf + doğru belge + doğru usul üçlüsünü sürdürülebilir kılmaktan geçer. Apilex ise bu sürdürülebilirliği, uygulama pratiklerine entegre ederek güçlendiren bir araç olarak konumlanır.


Bir yanıt yazın