TCK m. 155 Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları: Zilyetlik Devri, İade Yükümlülüğü, Kastın İspatı, Yargıtay Kararları

yazar:

kategori:

TCK m.155 güveni kötüye kullanma suçu, failin başkasına ait bir malın zilyetliğini hukuka uygun ve rızaya dayalı şekilde devralmasına rağmen, bu mal üzerinde devir amacına aykırı tasarrufta bulunması veya teslim olgusunu inkâr etmesiyle oluşan bir suç tipidir. Bu suçta ayırt edici nokta, malın failin eline başlangıçta haksız veya gizli bir biçimde değil, mağdurun iradesiyle ve belirli bir güven ilişkisi çerçevesinde geçmesidir. Dolayısıyla cezai sorumluluk, teslim anından değil; teslimden sonra ortaya çıkan amaç dışı kullanım, sahiplenme veya inkâr davranışıyla gündeme gelir ve TCK m.155, mülkiyet hakkı kadar zilyetliğe dayalı güven ilişkisinin de ceza hukuku yoluyla korunmasını amaçlar.

Güveni kötüye kullanma:  

Madde 155:

(1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.  

Dipnot:  29/6/2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle bu fıkrada geçen “Başkasına ait olup da,” ibaresinden sonra gelmek üzere “muhafaza etmek veya” ibaresi eklenmiştir.  

(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.  

(3) (Ek: 24/12/2025-7571/18 md.) Suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması halinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.

Yargıtay/Ceza Genel Kurulu ve Daire kararlarında; TCK m.155 kapsamında güveni kötüye kullanma suçunun unsurları istikrarlı ve yerleşik biçimde ortaya konulmuştur. Bu kararlarda suçun oluşumu bakımından zilyetliğin hukuka uygun şekilde devredilmiş olması, bu devrin belirli bir hukuki ilişkiye dayanması ve failin mal üzerinde devir amacına aykırı tasarrufta bulunması veya teslim olgusunu inkâr etmesi belirleyici ölçütler olarak kabul edilmektedir. Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik yaklaşımına göre güveni kötüye kullanma suçunun gerçekleşmesi için özel bir saik aranmayıp, zilyetliğin devredildiği amaca aykırı davranışın bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesi suretiyle genel kastın varlığı yeterlidir; bu yönüyle suçun manevi unsuru bakımından kastın kapsamı, hukuki ilişkinin sınırlarıyla doğrudan bağlantılıdır.

Ceza Genel Kurulu 2012/15-1379 E. , 2013/60 K.

…Buna göre, kanun koyucu tarafından mülkiyetin korunması amacıyla getirilen güveni kötüye kullanma suçu, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunulması veya bu devir olgusunun inkâr edilmesiyle oluşmaktadır … Güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, belirli biçimde kullanılmak için hukuka ve yöntemine uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak tesis edilmektedir. …

Ceza Genel Kurulu 2014/452 E. , 2017/540 K.

… Güveni kötüye kullanma suçunun oluşması için genel kast yeterlidir … Kastın varlığı için de failin mala zilyet olduğunu, bu malın başkasına ait olduğunu ve kendisine bu malı devreden kimsenin muhafaza etmek veya belirli şekilde kullanmak için devrettiğini bilmesi gerekir … Ayrıca, failin, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunmayı veya devir olgusunu inkâr etmeyi de istemesi gerekmektedir. …

Ceza Genel Kurulu 2019/524 E. , 2021/404 K.

… Suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyetlik tesisi gerekir  Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı gereklidir.” açıklaması yapılmıştır … Suç, devir amacı dışında tasarrufta bulunma veya inkâr etme şeklinde icrai bir hareketle işlenebileceği gibi malı süresinde devretmeme … gibi ihmali hareketle de işlenebilir …

1) Korunan Hukuki Değer ve Suçun Mantığı

Güveni kötüye kullanma suçu, basit anlamda “emanet edilen veya teslim alınan malın kötüye kullanılması”ndan ibaret değildir. Bu suç tipinde cezai koruma, zilyetliğe dayalı güven ilişkisinin ihlal edilmesi noktasında yoğunlaşır. Zira mağdur, kendisine ait bir malın zilyetliğini (fiilî hâkimiyetini), geçici ve belirli bir amaçla faile rızasıyla devretmektedir. Fail ise bu güven ilişkisini; mal üzerinde devir amacına aykırı tasarrufta bulunmak (satma, rehin verme, tüketme, başkasına devretme, kendisininmiş gibi kullanma gibi) veya teslim olgusunu inkâr etmek (malın alınmadığını, borcun bulunmadığını ileri sürmek gibi) suretiyle ihlal eder. Bu davranış sonucunda mağdurun mülkiyet ve zilyetlik alanı zarar görürken, fail veya üçüncü kişiler lehine haksız bir yarar doğar.

Bu suç bakımından en kritik ayırım, malın faile geçiş anının hukuka uygun ve rızaya dayalı olmasıdır. Eğer mal baştan itibaren hile ile elde edilmişse dolandırıcılık (TCK m.157–158), cebir veya gizlilikle alınmışsa hırsızlık ya da yağma suçları gündeme gelir. Güveni kötüye kullanma suçunda ise hukuki problem, teslimden sonraki aşamada, yani zilyetliğin devredildiği amaca aykırı davranışla ortaya çıkar.

2) Unsurlar: Zilyetlik Devri (Tevdi ve Teslim)

2.1. Zilyetlik devri ne demektir?

TCK m. 155 bakımından aranan temel ön koşul, suçun konusunu oluşturan malın failin zilyetliğine “muhafaza etmek” ya da “belirli bir şekilde kullanmak” amacıyla devredilmiş olmasıdır. Bu devir, mülkiyetin değil; sınırlı ve amaçla bağlı bir zilyetliğin geçişini ifade eder.

Yargıtay uygulamasında, bu unsurun her somut olayda ayrıca ve titizlikle araştırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Zira zilyetliğin devri, taraflar arasındaki güven ilişkisine dayanmakta olup, devrin hangi amaçla yapıldığı suçun oluşup oluşmadığının belirlenmesinde belirleyici nitelik taşır. Bu nedenle, teslimin hukuki dayanağı, taraf iradeleri ve mal üzerindeki tasarruf yetkisinin sınırları birlikte değerlendirilmeden güveni kötüye kullanma suçundan söz edilmesi mümkün değildir.

11. Ceza Dairesi 2021/17150 E. , 2022/18087 K.

… Bu suçtan mağdur, üzerinde o an itibarıyla tasarruf yetkisine sahip bulunduğu belli bir malın zilyetliğini geçici bir süreliğine ve belli bir maksatla faile devretmektedir … Zilyetliğin devri, lehine zilyetlik tesis edilen kişiye duyulan güven nedeniyle gerçekleştirilmektedir … Zilyetliğin devrinin böyle bir olguya dayanıp dayanmadığı, her somut olayda ayrıca belirlenecektir. …

2.2. Hukuki ilişki / sözleşme bağlantısı

Ceza Genel Kurulu’na göre güveni kötüye kullanma suçunda kritik eşik, zilyetlik devrinin hukuken geçerli bir ilişkiye dayanmasıdır. Bu ilişki çoğunlukla bir sözleşmeden kaynaklanır ve taraflar arasında güven unsurunu içermelidir. Uygulamada emanet, kira, ariyet (ödünç), vekâlet/komisyon, tamir–bakım için teslim, park–valelik veya satış için konsinye bırakma gibi ilişkiler bu kapsamda değerlendirilir.

CGK, zilyetliğin fail lehine “belirli bir şekilde kullanma” veya “muhafaza etme” amacıyla tesis edilmesini aramakta; bu nedenle, çoğu olayda yalnızca fiilî teslim değil, devrin amacını ortaya koyan geçerli bir sözleşmesel zemin bulunmasını gerekli görmektedir.

2.3. Zilyetlik devri yoksa ne olur?

Zilyetliğin devri, güveni kötüye kullanma suçunun kurucu unsurudur. Fail, malı zilyetliğe dayalı bir güven ilişkisi kapsamında değil de hukuka aykırı biçimde ele geçiriyorsa, TCK m.155’in tipik yapısı oluşmaz. Bu durumda hukuki nitelendirme, somut olayın özelliklerine göre değişir.

Örneğin malın hileyle ele geçirilmesi hâlinde dolandırıcılık (TCK m.157–158), cebir veya gizlilikle alınması hâlinde ise hırsızlık ya da yağma suçları gündeme gelir. Bu yönüyle güveni kötüye kullanma suçunda “sorun”, malın faile geçiş anında değil; hukuka uygun teslimden sonraki aşamada, yani devrin amacına aykırı tasarruf veya inkâr davranışıyla ortaya çıkar. Bu ayrım, uygulamada sıkça yapılan vasıflandırma hatalarının önüne geçilmesi açısından belirleyici niteliktedir.

3) İade Yükümlülüğü ve Suçun Hareket Unsuru

3.1. İade yükümlülüğü şart mı?

TCK m. 155’te “iade yükümlülüğü” açıkça suçun unsuru olarak sayılmamış olmakla birlikte, uygulamada bu yükümlülük zilyetlik devrinin doğal sonucu olarak kabul edilmektedir.

Muhafaza amacıyla teslimde, eşyanın aynen korunarak kararlaştırılan veya talep edilen zamanda iadesi beklenir. Belirli şekilde kullanma amacıyla teslimde ise, kullanım amacının sona ermesiyle iade ya da en azından kullanım sınırları içinde kalma yükümlülüğü doğar.

Bu nedenle, iade yükümlülüğünün amaç dışı tasarruf veya teslim ilişkisini inkâr suretiyle ihlali, güveni kötüye kullanma suçunun oluşumu bakımından belirleyici hale gelir.

3.2. Suçu Oluşturan Hareketler: Amaç Dışı Tasarruf ve Devir Olgusunun İnkarı

TCK m.155 kapsamında güveni kötüye kullanma suçu, kanunda iki alternatif hareket üzerinden tanımlanmıştır. Bu hareketlerden herhangi birinin gerçekleştirilmesi, diğer unsurların da varlığı hâlinde suçun oluşumu için yeterlidir.

(i) Zilyetliğin devri amacı dışında tasarruf

Fail, kendisine belirli bir amaçla teslim edilen mal üzerinde bu amaca aykırı biçimde tasarrufta bulunursa suçun hareket unsuru gerçekleşir. Uygulamada ve Yargıtay daire kararlarında amaç dışı tasarrufun tipik örnekleri şunlardır:

  • Malın üçüncü kişilere satılması veya devredilmesi,
  • Rehin verilmesi ya da teminat konusu yapılması,
  • Malın tüketilmesi veya geri verilemeyecek şekilde kullanılması,
  • Kendi borcuna mahsup edilmesi,
  • Malın malik gibi sahiplenilerek kullanılması veya tasarruf edilmesi.

Bu tür hâllerde belirleyici olan, tasarrufun mutlaka mağdur aleyhine fiilî bir zarar doğurması değil; teslimin amacını aşan ve güven ilişkisini ihlal eden bir kullanımın bulunmasıdır.

(ii) Devir olgusunun inkarı

Kanunun ikinci alternatif hareketi, failin malın kendisine teslim edildiği olgusunu inkar etmesidir. Bu kapsamda failin;

  • “Bu mal bana teslim edilmedi”,
  • “Bende böyle bir emanet yok”,
  • “Teslim aldığımı kabul etmiyorum”

şeklindeki beyanlarla teslim ilişkisini reddetmesi, zilyetliğe dayalı güven ilişkisinin açık biçimde ihlali anlamına gelir.

Yargıtay’ın istikrarlı daire kararlarında, bu iki hareketin birbirinden bağımsız ve eşdeğer olduğu; hem amaç dışı tasarrufun hem de teslim olgusunun inkârının, diğer şartların varlığı hâlinde güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı açıkça kabul edilmektedir.

11. Ceza Dairesi 2021/35234 E. , 2022/21042 K.

… güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için ise; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanılmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi, tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkâr etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmekte olup; …

3.3. İhmali Hareketle İşlenebilir mi? (Süresinde İade Etmeme)

Uygulamada güveni kötüye kullanma suçu bakımından en sık karşılaşılan tartışma, malın süresinde iade edilmemesinin tek başına suçu oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanır. Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik yaklaşımına göre, TCK m.155 yalnızca aktif (icrai) tasarruflarla değil, belirli koşullar altında ihmali davranışlarla da işlenebilir. Ancak her iade gecikmesi otomatik olarak suç oluşturmaz. İhmali hareketten söz edilebilmesi için, failin iade veya bakım yükümlülüğünü bilerek ve isteyerek yerine getirmemesi, bu suretle zilyetliğe dayalı güven ilişkisini ihlal etmesi gerekir. Başka bir ifadeyle, salt gecikme değil; kastla birleşen ve güveni zedeleyen bilinçli bir hareketsizlik suçun oluşumu açısından belirleyicidir.

Ceza Genel Kurulu 2020/49 E. , 2022/232 K.

… Suç, devir amacı dışında tasarrufta bulunma veya inkâr etme şeklinde icrai bir hareketle işlenebileceği gibi malı süresinde devretmeme veya malı güvenle saklamak üzere zilyetliği devralma halinde, bakım yükümlülüğünü bilerek yerine getirmeme gibi ihmali hareketle de işlenebilir …

  • Ancak pratikte şuna dikkat edilir: Salt gecikme / ihtilaflı alacak-verecek / sözleşmesel uyuşmazlık ile cezai kastla inkâr/amaç dışı tasarruf ayrıştırılır. Bu ayrım “kastın ispatı” bölümünün tam merkezidir.

4) Manevi Unsur (Kast) ve Kastın İspatı

4.1. Kastın Kapsamı

Güveni kötüye kullanma suçu, taksirle işlenmesi mümkün olmayan, kasten işlenebilen bir suçtur. Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre bu suç bakımından genel kast yeterlidir; failin ayrıca özel bir saikle hareket etmesi aranmaz.

Failin cezai sorumluluğundan söz edilebilmesi için şu hususları bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir:

  • Teslim edilen malın başkasına ait olduğunu,
  • Malın kendisine muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak amacıyla verildiğini,
  • Buna rağmen teslim amacına aykırı tasarrufta bulunduğunu veya teslim olgusunu inkâr ettiğini.

Ceza Genel Kurulu’nun 2014/452 E., 2017/540 K. sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere; fail, kendisine duyulan güveni bilerek kötüye kullanmakta ve zilyetliğin devriyle bağlı olan sınırları isteyerek aşmaktadır. Bu bilinç ve irade mevcut değilse, salt sözleşmeye aykırılık veya borca aykırı davranış ceza sorumluluğu için yeterli kabul edilmez.

4.2. Kast Nasıl İspatlanır? (Uygulamada Delil Seti)

Ceza yargılamasında kast, failin iç dünyasına ilişkin bir olgu olduğundan çoğu zaman doğrudan değil, dolaylı delillerle ispatlanır. Yargıtay uygulamasında, olayın bütününden çıkarılan objektif göstergeler büyük önem taşır.

Bu kapsamda özellikle şu delil ve olgular kast değerlendirmesinde belirleyici olmaktadır:

  • Teslimin objektif olarak ispatı:
    Teslim tutanağı, servis fişi, emanet makbuzu, kargo teslim belgeleri, WhatsApp yazışmaları, kamera kayıtları ve tanık beyanları.
  • Devir amacının açıklığı:
    “Tamir için bırakıldı”, “konsinye satış”, “deneme sürüşü”, “kiralama süresi” gibi amaç ne kadar netse, bu amaca aykırı tasarruf da o ölçüde görünür hale gelir.
  • İade talebi sonrası failin davranışı:
    Noter ihtarnamesine rağmen “teslim almadım” şeklinde inkâr, sürekli oyalama, malın yerini gizleme veya iletişimi kesme gibi tutumlar kast lehine değerlendirilir.
  • Amaç dışı tasarruf emareleri:
    Malın üçüncü kişiye satılması veya rehni, satış ilanı verilmesi, parçalarının sökülmesi, başka şehirde ortaya çıkması ya da devredilmesi.
  • Failin ekonomik menfaat sağlaması:
    Satış bedelinin kullanılması, rehin karşılığı para alınması, malın kendi borcuna mahsup edilmesi.
  • Sivil uyuşmazlık görüntüsü veren durumlar (kastı zayıflatabilir):
    Taraflar arasında cari hesap ilişkisi, ayıplı hizmet iddiası, ücret ödenmediği gerekçesiyle hapis hakkı savunması veya sözleşmenin feshi tartışmaları; her olayda geçerli olmamakla birlikte kast değerlendirmesini etkileyebilir.

Önemli pratik not: Yargıtay’a göre, sırf “malın iade edilmemiş olması” her zaman ceza sorumluluğu doğurmaz. İade etmemenin arkasında inkâr, malik gibi tasarruf veya bilerek yerine getirmeme iradesi bulunup bulunmadığı somut olayın tüm koşullarıyla ortaya konulmalıdır.

5) Nitelikli Hal: Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma (TCK 155/2)

TCK m. 155/2’de, suçun meslek, sanat, ticaret veya hizmet ilişkisi kapsamında ya da “başkasının mallarını idare etmek yetkisi” çerçevesinde tevdi edilen eşya hakkında işlenmesi hâli, nitelikli hal olarak düzenlenmiş ve daha ağır ceza öngörülmüştür.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2021/35234 E., 2022/21042 K. sayılı kararında bu ayrım açık biçimde ifade edilmiştir. Kararda; eşyanın hizmet veya ticari ilişki nedeniyle teslim edilmesi hâlinde, suçun “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” niteliği kazanacağı belirtilmiştir.

Uygulamada bu nitelikli hal; şirket çalışanının kendisine teslim edilen para veya ekipmanı sahiplenmesi, galerinin konsinye satılan aracı satıp bedelini ödememesi, servis–vale–otopark ilişkilerinde teslim edilen aracın kötüye kullanılması, kargo veya lojistik çalışanının teslim aldığı eşyayı alıkoyması gibi örneklerde sıkça gündeme gelmektedir.

6) 2025 Değişikliği: Motorlu Taşıt Konusu (TCK 155/3)

24/12/2025 tarihli değişiklikle, suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması hâlinde, TCK 155/1 veya 155/2’ye göre belirlenen cezanın bir kat artırılması öngörülmüştür.

Bu düzenleme özellikle; test sürüşü bahanesiyle alınan araçların iade edilmemesi, vale/servis/otopark teslimleri sonrası “kayboldu” iddiaları ve konsinye araç satışlarında bedelin verilmemesi gibi uygulamada sık rastlanan dosyalarda yaptırım riskini ciddi biçimde artırmıştır.

7) Şikayet Şartı (TCK 155/1 ve 155/2 Bakımından)

TCK 155/1’de suçun şikâyete bağlı olduğu açıkça düzenlenmiştir. Buna göre mağdur, kanuni süresi içinde şikâyette bulunmazsa soruşturma ve kovuşturma şartı gerçekleşmez.

Bu durum, uzlaşma, şikâyetten vazgeçme ve ceza yargılamasının akıbeti bakımından somut dosyada stratejik önem taşır. Şikâyet süresi ve uzlaştırma rejimi, suç tarihi ve dosyanın niteliğine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

8) Uygulamada “Dolandırıcılık mı, Güveni Kötüye Kullanma mı?” Ayrımı

Kısa bir kontrol listesiyle ayrım şu şekilde yapılabilir:

  • Teslim baştan itibaren hileyle mi sağlandı? → Dolandırıcılık (TCK 157–158) ihtimali artar.
  • Teslim rızaya dayalı ve meşru bir amaçla mı yapıldı? → Güveni kötüye kullanma (TCK 155) ihtimali artar.
  • Sorun teslimden sonra, amaç dışı tasarruf veya inkâr ile mi ortaya çıktı? → TCK 155 tipikleşir.

9) Soruşturma ve İspat Aşamasında Pratik Hukuki Adımlar

Uygulamada hem şikayetçi hem de şüpheli/sanık açısından şu adımlar kritik önemdedir:

  • Teslimin ve amacın belgeye bağlanması (tutanak, yazışma, fiş, ihtarname),
  • İade talebinin açık ve yazılı şekilde yapılması,
  • Amaç dışı tasarrufa ilişkin somut delillerin toplanması,
  • Failin inkâr veya çelişkili beyanlarının tespiti,
  • Maddi yararın izinin sürülmesi (banka hareketleri vb.),
  • İlişkinin 155/1 mi 155/2 kapsamında mı olduğunun netleştirilmesi,
  • Suç konusu eşyanın taşıt olup olmadığının belirlenmesi (155/3).

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Dosyalarında Apilex ile Stratejik Avantaj

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Analizinde Yeni Dönem

Güveni Kötüye Kullanma Suçu dosyalarında en kritik mesele; zilyetlik devrinin amacının doğru belirlenmesi, iade yükümlülüğünün sınırlarının çizilmesi ve kastın somut delillerle ortaya konulmasıdır. Uygulamada Güveni Kötüye Kullanma Suçu çoğu zaman basit bir alacak uyuşmazlığı gibi değerlendirilmekte; oysa Güveni Kötüye Kullanma Suçu, teslim sonrası ortaya çıkan amaç dışı tasarruf veya inkâr iradesiyle tipikleşir.

Apilex tam da bu ayrımın netleştirilmesi için tasarlanmıştır. Güveni Kötüye Kullanma Suçu kapsamında yapılan bir analizde, yalnızca kanun metni değil; içtihat yönü, somut olay benzerliği ve delil stratejisi birlikte değerlendirilmelidir.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu İçin İçtihat ve Mevzuat Taraması

Apilex Asistan üzerinden “Güveni Kötüye Kullanma Suçu” başlığıyla yapılacak bir sorguda, ilgili Ceza Genel Kurulu ve daire kararları semantik arama yöntemiyle saniyeler içinde listelenir. Böylece Güveni Kötüye Kullanma Suçu bakımından:

  • Zilyetlik devrinin hukuki dayanağı
  • Amaç dışı tasarruf kriterleri
  • İnkâr davranışının sınırları
  • Kastın hangi olgularla ispatlandığı

tek ekranda analiz edilebilir.

Özellikle Güveni Kötüye Kullanma Suçu ile dolandırıcılık ayrımında, teslim anındaki irade sakatlığı bulunup bulunmadığının içtihat destekli değerlendirilmesi savunma veya şikâyet stratejisinde belirleyici rol oynar.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Dosyalarında Belge Analizi

Projeler modülü sayesinde Güveni Kötüye Kullanma Suçu dosyanıza ait sözleşmeleri, ihtarnameleri, teslim tutanaklarını ve banka kayıtlarını sisteme yükleyerek dosyaya özel analiz yaptırabilirsiniz.

Apilex, Güveni Kötüye Kullanma Suçu bakımından:

  • Teslim olgusunun ispat gücünü
  • İade talebinin açıklığını
  • Failin inkâr beyanlarındaki çelişkileri
  • Amaç dışı tasarruf emarelerini

belge bazlı olarak değerlendirir. Böylece Güveni Kötüye Kullanma Suçu soruşturmasında delil seti sistematik biçimde kurgulanır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu İçin Dilekçe ve Strateji Üretimi

Dilekçe ve sözleşme editörü ile Güveni Kötüye Kullanma Suçu şikâyet dilekçesi, savunma dilekçesi veya istinaf başvurusu hazırlanırken; kırmızı–yeşil karşılaştırma özelliği sayesinde metin gelişimi takip edilir.

Ayrıca tablo sorgulama özelliği ile birden fazla Güveni Kötüye Kullanma Suçu dosyası; teslim tarihi, iade talebi, inkâr beyanı ve maddi yarar kriterlerine göre karşılaştırmalı analiz edilebilir. Bu yaklaşım özellikle seri dosyalarda standartlaştırılmış savunma stratejisi oluşturmak açısından ciddi avantaj sağlar.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Dosyalarında Veri Tabanlı Hukuk

Güveni Kötüye Kullanma Suçu bakımından başarı; kanun maddesini bilmekten ziyade, somut olayı doğru yapılandırmak ve kastı güçlü delillerle desteklemekten geçer. Apilex, Güveni Kötüye Kullanma Suçu dosyalarında hem iddia hem savunma makamı açısından daha hızlı, daha kontrollü ve içtihat temelli bir çalışma zemini sunar.

Çünkü güçlü analiz, güçlü hukuki sonuç üretir.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir