İhtiyaç nedeniyle tahliye davası; kiraya verenin ya da taşınmazı sonradan edinen yeni malikin, kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanunen bakmakla yükümlü olduğu kişiler için konut ya da işyeri olarak kullanma zorunluluğunun bulunduğunu ileri sürerek kira sözleşmesini dava yoluyla sona erdirmesidir.
Bu dava türü, özellikle büyük şehirlerde konut arzının sınırlı olması, kira bedellerindeki artışlar ve mülkiyet değişiklikleri nedeniyle uygulamada son derece yaygındır. Ancak ihtiyaç nedeniyle tahliye, kiraya verenin dilediği her durumda başvurabileceği sınırsız bir hak değildir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, ileri sürülen ihtiyacın mahkeme tarafından denetlenebilir şekilde gerçek, samimi ve zorunlu olması gerekir.
İhtiyaç iddiası yalnızca soyut bir düşünce, geleceğe yönelik belirsiz bir plan ya da ekonomik avantaj sağlama amacı taşıyorsa, tahliye talebi reddedilebilir. Bu nedenle ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açmadan önce hem maddi şartların hem de usule ilişkin sürelerin dikkatle değerlendirilmesi zorunludur.
İhtiyaç nedeniyle tahliye, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiraya verenin (veya yeni malikin) taşınmazı bizzat kullanma menfaati ile kiracının barınma/işletme istikrarı arasında denge kuran, istisnai nitelikte bir sona erdirme yoludur. 2026 itibarıyla bu kurumun normatif temeli, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 350, 351, 353 ve 355. maddelerinde; usul boyutu ise 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/B’de yer alan dava şartı arabuluculuk düzenlemesinde somutlaşmaktadır.
Yargıtay içtihatları ise ihtiyacın “gerçek, samimi ve zorunlu” olması; geçici veya henüz doğmamış ihtiyacın kural olarak tahliye sebebi sayılamaması; ihtiyacın yalnızca dava tarihinde değil yargılama boyunca da devam etmesi gerektiği ilkeleri etrafında kurumu şekillendirmektedir.
1. Giriş: İhtiyaç Nedeniyle Tahliyenin Hukuki Niteliği ve Amacı
İhtiyaç nedeniyle tahliye, kira sözleşmesinin kiraya veren tarafından tek taraflı irade beyanıyla sona erdirilmesinden ziyade, kanunun öngördüğü şartların varlığı halinde “dava yoluyla” sözleşmeyi sona erdiren bir mekanizmadır. TBK m. 350 ve m. 351, kiraya verene veya taşınmazı sonradan edinen yeni malike, belirli koşullar gerçekleştiğinde sözleşmeyi mahkeme kararıyla sona erdirme imkânı tanır. Bu yönüyle ihtiyaç nedeniyle tahliyesi, kiracının korunmasına yönelik genel rejime istisna oluşturan ve bu nedenle dar yorumlanması gereken bir hukuki kurumdur.
Konut ve çatılı işyeri kiraları, kiracıyı sosyal ve ekonomik açıdan korumayı amaçlayan güçlü güvenceler içerir. Buna karşın mülkiyet hakkının özünde, malik için taşınmazdan bizzat yararlanma ve onu ihtiyaçlarına göre kullanabilme serbestisi bulunur. İhtiyaç nedeniyle tahliye kurumu, tam da bu iki menfaatin çatıştığı noktada devreye girer: Kiraya verenin veya yeni malikin taşınmazı kendisinin ya da kanunda sayılan yakınlarının barınma veya işyeri gereksinimi için kullanma zorunluluğu ortaya çıktığında, kiracı lehine korumanın mutlak olamayacağı kabul edilir. Ancak kötüye kullanım riskini azaltmak için kanun, “kullanma zorunluluğu”, hak düşürücü süreler, yazılı bildirimle süre uzatımı ve tahliye sonrası yeniden kiralama yasağı gibi filtreler öngörmüştür.
2. TBK m. 350: Mevcut Kiraya Verenin Gereksinimi
2.1. İhtiyaç Sahibi Kişiler (Sınırlı Sayı İlkesi)
TBK m. 350’de ihtiyaç iddiasının hangi kişiler için ileri sürülebileceği sayma yoluyla belirlenmiştir: Kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanunen bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler. Bu düzenleme, ihtiyaç nedeniyle tahliyesinin istisnai karakterine uygun olarak kapsamın genişletilmesine kapalıdır. Uygulamada, ihtiyaç sahibinin bu kapsamda olup olmadığının ispatı çoğunlukla nüfus kayıt örnekleri, aile bağını gösteren resmi belgeler ve gerekiyorsa bakma yükümlülüğünü ortaya koyan mahkeme kararlarıyla yapılır.
Yargıtay kararlarında da ihtiyaç sebebiyle tahliye davası açabilecek kişilerin TBK’da sınırlı biçimde sayıldığı vurgulanmakta; dolayısıyla akrabalık ilişkisi veya fiili yakınlık tek başına yeterli görülmemektedir.
2.2. İhtiyacın Niteliği: Konut ve İşyeri Gereksinimi
TBK m. 350, ihtiyacın konut veya işyeri gereksinimine dayanmasını arar. Konut ihtiyacı, barınma ihtiyacının karşılanmasına yöneliktir; işyeri ihtiyacı ise kiraya verenin veya yakınlarının mesleki/ekonomik faaliyetini sürdüreceği bir mekân gereksinimiyle ilgilidir. Her iki ihtiyaç türünün ortak paydası “kullanma zorunluluğu”dur; ancak mahkemenin değerlendirdiği olgular farklılaşır.
Konut ihtiyacında mahkeme; kiraya verenin mevcut barınma koşullarını, taşınma planının gerçekliğini, sağlık/okul/iş gibi sebeplerin somutluğunu, aynı bölgede başka konut bulunup bulunmadığını ve alternatiflerin elverişliliğini değerlendirir. İşyeri ihtiyacında ise yapılacak işin niteliği, planın ciddiyeti (ruhsat, vergi kaydı, faaliyet hazırlığı), taşınmazın iş için uygunluğu ve ihtiyaçlının mevcut işyerinin durumu gibi unsurlar öne çıkar.
2.3. “Kullanma Zorunluluğu” Kavramı
“Kullanma zorunluluğu”, ihtiyacın salt arzu veya daha iyi koşullara erişme isteğinden ibaret olmamasını ifade eder. Bu kavram hem sübjektif hem objektif unsurlar içerir. Sübjektif unsur, kiraya verenin gerçekten taşınmazı kullanma iradesidir; objektif unsur ise bu iradenin hayatın olağan akışına uygun, makul ve ciddi bir gereksinime dayanmasıdır.
Yargıtay, bu kavramı pratikte “ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olması” üçlemesiyle somutlaştırmıştır. İhtiyacın geçici nitelikte olmaması, henüz doğmamış veya gerçekleşmesi uzun süreye bağlı ihtiyaçların kural olarak yeterli görülmemesi ve ihtiyacın yargılama sırasında da devam etmesi gerektiği ilkeleri bu üçlemenin içini doldurur.

2.4. Kiraya Verenin Başka Taşınmazlarının Bulunmasının Etkisi
Kiraya verenin aynı bölgede başka konut veya işyeri bulunması, ihtiyacın varlığını otomatik olarak ortadan kaldırmaz; ancak samimiyet ve zorunluluk denetimini sıkılaştırır. Mahkeme, diğer taşınmazın fiilen boş olup olmadığını, ihtiyaç sahibinin kullanımına elverişli olup olmadığını, lokasyon ve fiziksel özellikler bakımından ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını tartar. Bu değerlendirme, mülkiyet hakkı ile kiracı güvencesi arasındaki dengenin somutlaştırıldığı başlıca alanlardan biridir.
2.5. TBK m. 350’de Yeniden İnşa ve İmar Sebebiyle Tahliye ile İlişki
TBK m. 350, aynı maddede iki farklı tahliye sebebini düzenler: (i) gereksinim nedeniyle tahliye ve (ii) yeniden inşa/imar nedeniyle tahliye. Yeniden inşa ve imar halinde, esaslı onarım, genişletme veya değişikliğin gerekli olması ve bu işler sırasında kiralananın kullanımının imkânsız hale gelmesi aranır. Bu sebep, kişisel ihtiyaca değil taşınmazın fiziksel durumuna ve yapılacak işin zorunluluğuna dayanır. Bununla birlikte, her iki sebepte de tahliye sonrası TBK m. 355’te öngörülen yeniden kiralama yasağı gündeme gelebilir; imar halinde ayrıca eski kiracının öncelik hakkı söz konusudur.
3. TBK m. 351: Yeni Malikin Gereksinimi
3.1. Yeni Malik Kavramı ve Hukuki Konum
Kiralananı sonradan edinen kişi, kural olarak mevcut kira sözleşmesiyle bağlı hale gelir. Bu bağ, kira ilişkisinin sürekliliğini ve kiracının korunmasını ifade eder. Ancak TBK m. 351, yeni malikin kendisi veya kanunda sayılan yakınlarının konut/işyeri ihtiyacı için sınırlı bir tahliye imkânı tanır. Düzenlemenin amacı, yeni malikin edinim sonrası ortaya çıkan veya edinimle birlikte var olan meşru kullanım menfaatini korurken, kiracının sözleşmesel güvenliğini de süre ve bildirim şartlarıyla dengelemektir.
3.2. 1 Aylık Yazılı Bildirim Şartı
TBK m. 351’e göre yeni malik, taşınmazı edindiği tarihten itibaren bir ay içinde kiracıya yazılı bildirimde bulunmalıdır. Bu bildirim, yeni malikin “edinim + 6 ay sonra dava” yolunu kullanmasının temel koşuludur. Kanun yazılı şekli yeterli görse de ispat yükü ve uyuşmazlık riskleri nedeniyle uygulamada noter ihtarnamesi veya KEP gibi güçlü delil sağlayan yöntemler tercih edilir.
3.3. Dava Açma Süreleri: İki Alternatif Yolun Analizi
TBK m. 351 iki seçenek tanır:
1) Edinme tarihinden itibaren 1 ay içinde yazılı bildirim yapılması koşuluyla 6 ay sonra dava açılması,
2) Kira süresinin bitiminden itibaren 1 ay içinde dava açılması.
Birinci yol, kira döneminin bitimini beklemeden tahliye stratejisi kurmaya elverişli olabilir; ancak 1 aylık bildirim süresinin kaçırılması halinde bu yol kapanır ve ayrıca 6 aylık bekleme süresi zorunludur. İkinci yol, sözleşme bitimine odaklanır; bildirim şartının bulunmadığı bir alternatif olarak pratikte önem taşır, fakat sözleşme bitimine uzun süre varsa tahliye gecikebilir ve bitimden sonra 1 aylık hak düşürücü süre titizlikle izlenmelidir. Stratejik tercih, ihtiyacın aciliyeti, sözleşmenin kalan süresi, delil hazırlığı ve arabuluculuk sürecinin zamanlaması gibi parametrelerle belirlenmelidir.

4. Yargıtay İçtihatları Işığında İhtiyacın Unsurları
4.1. Gerçek İhtiyaç
Yargıtay’a göre ihtiyaç iddiasının kabulü için ihtiyacın gerçek, yani soyut bir niyet veya temenniden öte somut olgularla desteklenebilir nitelikte olması gerekir. Geçici nitelikteki ihtiyaçların tahliye sebebi oluşturmayacağı; henüz doğmamış veya gerçekleşmesi uzun süreye bağlı ihtiyaçların kural olarak yeterli sayılamayacağı vurgulanır. Ayrıca ihtiyacın yalnız dava tarihinde mevcut olması yetmez; ihtiyacın yargılama sırasında da devam etmesi aranır.
Bu yaklaşım, 6. Hukuk Dairesi’nin 2014/13710 E., 2015/1765 K. sayılı kararında açıkça ifade edilmiştir: ihtiyacın gerçek-samimi-zorunlu olması, geçici veya henüz doğmamış ihtiyacın yeterli görülmemesi ve ihtiyacın yargılama boyunca sürmesi gereği belirtilmiştir.
4.2. Samimi İhtiyaç
Samimiyet, ihtiyacın kiracıyı çıkarıp daha yüksek kira geliri elde etme, taşınmazı daha avantajlı biçimde değerlendirme veya başka bir menfaat sağlama amacıyla ileri sürülmemesini ifade eder. Mahkeme, samimiyet denetimini çoğu kez dolaylı göstergelerle yapar: kiraya verenin taşınmaz portföyü, ihtiyacın zamanlaması, önceki davranışlar, kullanım planının tutarlılığı gibi hususlar değerlendirilir.
Samimiyet denetimini güçlendiren en önemli normatif araç TBK m. 355’tir. Kiraya veren ihtiyaç nedeniyle tahliye sağladıktan sonra haklı sebep olmaksızın üç yıl içinde taşınmazı eski kiracıdan başkasına kiralarsa, eski kiracının en az bir yıllık kira bedeli tutarında tazminat hakkı doğar. Bu yaptırım, ihtiyacın kötüye kullanılmasını caydıran “sonradan denetim” mekanizmasıdır.
4.3. Zorunlu İhtiyaç
Zorunluluk, ihtiyacın ciddi ve objektif açıdan gerekli olmasını ifade eder. Zorunluluk değerlendirmesi, “hiçbir alternatif olmaması” gibi aşırı dar bir standarda indirgenmemekle birlikte, salt konfor artışı veya keyfi tercihlerin tahliye sebebi haline getirilmesini de engeller. Konut ihtiyacında başka konutların elverişliliği; işyeri ihtiyacında mevcut işyerinin yeterliliği ve yeni yerin işe uygunluğu gibi hususlar zorunluluk analizinin merkezindedir.
İşyeri ihtiyacında Yargıtay’ın öne çıkardığı ek bir kriter seti de vardır: İhtiyaçlının kirada olması halinde ihtiyacın kabulü için ihtiyaçlının tahliye tehdidi altında bulunması veya kiralananın yapılacak iş için daha üstün/ en azından eşdeğer nitelikte olması gerekir; tahliye tehdidi ileri sürülmemişse mahkemece re’sen dikkate alınamaz. Bu yaklaşım, 3. Hukuk Dairesi’nin 2017/6353 E., 2017/15622 K. sayılı kararında açıkça görülür.
5. Süreler, Usul Kuralları ve TBK m. 353 ile Süre Uzatımı
5.1. Belirli Süreli Sözleşmelerde 1 Aylık Dava Açma Süresi
TBK m. 350, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda başlayarak bir ay içinde dava açılmasını şart koşar. Uygulamada bu süre hak düşürücü nitelikte ele alınır; kaçırılması, o kira dönemi bakımından ihtiyaç nedeniyle tahliye talebini akamete uğratabilir. Bu nedenle süre hesabı ve dava şartı arabuluculuk takvimi birlikte planlanmalıdır.
5.2. Belirsiz Süreli Sözleşmelerde Fesih Dönemi ve Bildirim Süreleri
Belirsiz süreli sözleşmede TBK m. 350, fesih dönemine ve fesih bildirimi sürelerine uyularak belirlenecek tarihten itibaren bir ay içinde dava açılmasını öngörür. Bu yapı, fesih döneminin doğru tespitini ve bunun üzerine 1 aylık dava açma süresinin kaçırılmamasını gerektirir.
5.3. TBK m. 353: “Dava Açılacağı” Yazılı Bildirimi ile 1 Kira Yılı Uzama
TBK m. 353, kiraya verenin en geç dava açma süresi içinde kiracıya yazılı bildirim yapması halinde dava açma süresinin bir kira yılı uzamış sayılacağını düzenler. Bu kurum, özellikle 1 aylık sürelerin dar olduğu durumlarda (delil toplama, arabuluculuk sürecinin yürütülmesi, dava hazırlığı) hakkın zayi olmasını engelleyen koruyucu bir mekanizmadır. Bildirimin yazılı yapılması yeterli olmakla birlikte, ispat kolaylığı açısından noter veya KEP gibi yöntemler tercih edilmelidir.
5.4. Dava Şartı Arabuluculuk (6325 m. 18/B) ve Zaman Yönetimi
2026 itibarıyla kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda (ilamsız icra yoluyla tahliye hükümleri hariç) arabuluculuğa başvuru dava şartıdır. İhtiyaç nedeniyle tahliye davaları da kural olarak bu kapsamda değerlendirileceğinden, arabuluculuk başvurusu yapılmadan dava açılması usulden red riskini doğurur. Dolayısıyla tahliye stratejisinde arabuluculuk süreci, 1 aylık hak düşürücü süreler ve TBK m. 353 bildirimi birlikte ele alınmalıdır.
6. Tahliye Sonrası Yeniden Kiralama Yasağı (TBK m. 355)
TBK m. 355, ihtiyaç nedeniyle tahliye sağlandığında kiraya verenin haklı sebep olmaksızın taşınmazı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamayacağını düzenler. Yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliyede de üç yıllık yasak geçerlidir; ayrıca eski kiracının yenilenmiş taşınmazı yeni durumu ve yeni kira bedeliyle kiralamada öncelik hakkı vardır. Kiraya veren yasağa aykırı davranırsa, eski kiracıya son kira yılında ödenmiş bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür. Bu hüküm, ihtiyaç iddiasının kötüye kullanılmasına karşı güçlü bir yaptırım ve pratikte önemli bir risk alanıdır.

7. Uygulamada Pratik Kontrol Listesi
İhtiyaç nedeniyle tahliye davası açılmadan önce şu başlıklar sistematik biçimde değerlendirilmelidir:
(i) ihtiyaç sahibinin TBK m. 350 veya m. 351 kapsamına girip girmediği,
(ii) ihtiyacın geçici olup olmadığı ve yargılama boyunca devam edip etmeyeceği,
(iii) alternatif taşınmazların varlığı ve elverişliliği,
(iv) sözleşmenin belirli/belirsiz süreli oluşuna göre sürelerin doğru hesaplanması,
(v) TBK m. 353 bildiriminin gerekli olup olmadığı,
(vi) tahliye sonrası fiili kullanım planının (taşınma/işe başlama) somutlaştırılması,
(vii) delil setinin hazırlanması (tapu kaydı, nüfus kayıt örneği, ikametgâh, sağlık raporu, işyeri ruhsat/başvuru evrakı vb.),
(viii) dava şartı arabuluculuk sürecinin zamanında tamamlanması.
Bu yaklaşım, hem maddi hukuka ilişkin “gerçek-samimi-zorunlu ihtiyaç” testini güçlendirir hem de usulden kaynaklanan ret riskini azaltır.
8. 2026 İtibarıyla Güncel Değerlendirme
İhtiyaç nedeniyle tahliye davaları, 2026 itibarıyla hem maddi hukuk hem usul hukuku açısından yüksek dikkat gerektiren, stratejik zaman yönetimi ve güçlü delillendirme isteyen uyuşmazlıklardır. TBK m. 350 ve m. 351, kiraya verenin/yeni malikin meşru kullanım menfaatini korurken, kiracının korunmasını “kullanma zorunluluğu”, hak düşürücü süreler, TBK m. 353 ile süre uzatımı ve TBK m. 355 ile yeniden kiralama yasağı gibi dengeleyici unsurlarla teminat altına alır. Yargıtay içtihatları ise ihtiyacın gerçek-samimi-zorunlu olması, geçici veya henüz doğmamış ihtiyacın tahliye nedeni sayılamaması ve ihtiyacın yargılama boyunca sürmesi gereği ilkelerini istikrarla vurgular.
Bu çerçevede, kiraya verenlerin ve yeni maliklerin dava açmadan önce ihtiyacı somutlaştırması, delilleri toplaması, süreleri doğru yönetmesi ve tahliye sonrası kullanım planını gerçekçi biçimde kurması, başarının ve risk yönetiminin temel şartıdır.
9. İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davalarında Apilex ile Stratejik ve Güvenli Yol Haritası
İhtiyaç nedeniyle tahliye davaları, teorik bilgiden çok daha fazlasını gerektirir. Bu dava türünde başarı; doğru hukuki nitelendirme, güncel içtihatlara hâkimiyet, sürelerin hatasız yönetimi ve ihtiyacın mahkeme nezdinde ikna edici biçimde somutlaştırılmasıyla mümkündür. Tam da bu noktada Apilex, ihtiyaç nedeniyle tahliye süreçlerinde avukatlar için yalnızca bir araştırma aracı değil, uçtan uca bir dava stratejisi asistanı olarak konumlanır.
9.1. Güncel Mevzuat ve İçtihatlara Dayalı Güvenli Analiz
İhtiyaç nedeniyle tahliye davalarında en büyük risklerden biri, soyut gerekçelerle dava açılması ve Yargıtay’ın yerleşik “gerçek, samimi ve zorunlu ihtiyaç” kriterlerinin gözden kaçırılmasıdır. Apilex, tamamen Türk Hukuk Sistemi’ne göre eğitilmiş altyapısı sayesinde, TBK m. 350, 351, 353 ve 355 hükümlerini güncel Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararlarıyla birlikte değerlendirir. Böylece avukat, yalnızca kanun metnini değil, o hükmün uygulamadaki karşılığını da tek ekranda görür.
Apilex’in anlamsal karar arama motoru, “ihtiyaç nedeniyle tahliye” başlığı altında yalnızca anahtar kelime eşleşmesi yapan kararları değil; somut olaya benzeyen, mahkemenin ihtiyacı kabul veya reddetme gerekçelerini net biçimde ortaya koyan içtihatları öne çıkarır. Bu yaklaşım, dava açmadan önce risk analizinin gerçekçi biçimde yapılmasını sağlar.
9.2. Dava Öncesi Kontrol Listesinin Dijitalleştirilmesi
Bu makalede yer verilen pratik kontrol listesi, Apilex üzerinde doğrudan uygulanabilir hale gelir. Avukat; tapu kaydı, nüfus kayıt örneği, ikametgâh belgesi, sağlık raporu, işyeri ruhsatı gibi belgeleri proje dosyasına yükleyerek dosyaya özel bir çalışma alanı oluşturur. Apilex, yüklenen belgeleri analiz eder, eksik kalan noktaları işaretler ve ihtiyacın ispatı açısından zayıf alanlara dikkat çeker.
Özellikle yeni malik tarafından açılacak davalarda 1 aylık bildirim süresi, 6 aylık bekleme süresi, kira dönemi sonu ve TBK m. 353 kapsamında süre uzatımı gibi kritik tarihler Apilex Takvim üzerinden planlanabilir. Bu sayede hak düşürücü sürelerin kaçırılması gibi telafisi olmayan usul hatalarının önüne geçilir.
9.3. Arabuluculuk ve Dava Stratejisinin Birlikte Kurgulanması
2026 itibarıyla ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında dava şartı arabuluculuk, sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Apilex, arabuluculuk aşamasında ileri sürülecek hukuki argümanların, sonradan açılacak davayla çelişmemesi için stratejik bir çerçeve sunar. Arabuluculuk tutanağına yansıtılacak talepler, ihtiyacın kapsamı ve tahliye sonrası kullanım planı Apilex üzerinden bütüncül biçimde değerlendirilir.
Bu yaklaşım, mahkemenin samimiyet ve zorunluluk denetiminde arabuluculuk sürecindeki beyanların aleyhe delil haline gelmesi riskini minimize eder.
9.4. Dilekçe Yazımında İçtihatla Güçlendirilmiş Anlatım
İhtiyaç nedeniyle tahliye davalarında dilekçenin dili ve kurgusu, davanın kaderini belirleyebilir. Apilex Dilekçe ve Sözleşme Yazım Editörü, yalnızca şablon üretmekle yetinmez; somut olayın özelliklerine göre, Yargıtay’ın kabul ettiği gerekçe setleriyle uyumlu bir anlatım oluşturur. Böylece dilekçe, soyut iddialardan arındırılmış; delillerle, içtihatlarla ve mantıksal bir akışla desteklenmiş hale gelir.
Ayrıca tahliye sonrası TBK m. 355 kapsamında doğabilecek yeniden kiralama yasağı ve tazminat riskleri de dilekçe stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilir. Apilex, bu noktada avukata yalnızca davayı kazandırmayı değil, dava sonrası riskleri de yönetmeyi hedefleyen bir perspektif sunar.
9.5. İhtiyaç Nedeniyle Tahliyede Bilgi Değil, Doğru Uygulama Kazandırır
İhtiyaç nedeniyle tahliye, kiraya veren veya yeni malik için güçlü ama sınırları sıkı çizilmiş bir hukuki imkândır. 2026 itibarıyla bu alanda başarı, kanun maddelerini ezberlemekten ziyade, güncel içtihatları doğru okumak, süreleri hatasız yönetmek ve ihtiyacı mahkeme nezdinde ikna edici biçimde ortaya koyabilmekle mümkündür.
Apilex, ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında avukatlara hız kazandıran bir teknoloji olmanın ötesinde, hatayı azaltan, stratejiyi güçlendiren ve hukuki güvenliği artıran bir yol arkadaşıdır. Bu makalede ele alınan tüm teorik çerçeve, Apilex ile pratiğe dökülebilir; böylece ihtiyaç nedeniyle tahliye, öngörülebilir ve yönetilebilir bir dava sürecine dönüşür.


Bir yanıt yazın