HMK ÇERÇEVESİNDE BELİRSİZ ALACAK DAVASI VE KISMİ DAVA AYRIMI; HUKUKİ YARAR VE GÜNCEL İÇTİHATLAR

HMK Çerçevesinde Belirsiz Alacak Davası Ve Kısmi Dava Ayrımı, Hukuki Yarar Ve Güncel İçtihatlar, HMK Madde 109

yazar:

kategori: ,

1. Kavramsal Çerçeve ve Yasal Düzenlemeler

Usul hukukunda dava açılması ve esasa girilmesi için gerekli olan dava şartlarından birisi de “hukuki yarar” kavramıdır. Hukuki yarar, davacının ilgili davayı açabilmesi için güncel bir menfaatinin bulunmasıdır. Belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki esas sorun, alacaklının tam eda davası açma imkanı varken bu istisnai yollara başvurup başvuramayacağı sorusu bulunmaktadır.

1.1. Belirsiz Alacak Davası (HMK m. 107)

Belirsiz alacak davası, HMK ile hukuk sistemimize dahil edilen, alacaklının davanın başında talep sonucunu tam olarak belirleyemediği durumlarda öngörülmüş istisnai bir dava türüdür.

Tanım ve Amaç: HMK m. 107’ye göre, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını veya değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu durumlarda, alacaklı hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirterek belirsiz alacak davası açabilir. Bu dava ile amaçlanan, alacaklının hak arama özgürlüğünü kolaylaştırarak alacağın tamamı için zamanaşımını kesmek ve hak kaybını önlemektir.

Belirlenemezlik Kriteri: Bir alacağın belirsiz olabilmesi için, “belirlenemezlik” objektif olmalıdır. Yani davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen alacağın miktarını belirlemesi imkansız olmalı veya bu belirleme ancak diğer tarafın vereceği bilgiler ile ya da tahkikat sonucunda (bilirkişi incelemesi vb.) mümkün olmalıdır.

Türleri: Belirsiz alacak davası, eda davası şeklinde açılabilmektedir. Ancak şartları mevcutsa tespit davası olarak da açılabilir. HMK 107/3 uyarınca eda davası açılabilen hallerde tespit davası açılmasında hukuki yarar olmadığı kuralı burada da geçerlidir, FAKAT kanun koyucu belirsiz alacak tespit davasına özel bir hukuki yarar atfetmiştir.

Talep Artırımı: Bu davanın en önemli özelliği, yargılama sırasında alacağın miktarı tam olarak belirlendiğinde, davacının, davalının iznine ihtiyaç duymaksızın talebini artırabilmesidir. Bu işlem “ıslah” kurumu ile karıştırılmamalıdır. Davacı bu işlem ile ıslah hakkını tüketmiş sayılamaz.

1.2. Kısmi Dava (HMK m. 109)

Kısmi dava, alacağın tamamının aynı hukuki ilişkiden doğduğu ve bölünebilir nitelikte olduğu durumlarda açılabilir. Burada alacağın tamamı değil, şimdilik sadece bir kısmı davaya konu olmaktadır.

Bölünebilirlik Şartı: Kısmi davada ön koşul, talep konusunun nitelik itibarıyla bölünebilir olmasıdır.

Hukuki Yarar: Kısmi dava açılabilmesi için davacının alacağının tamamını dava etmeyip sadece bir kısmını dava etmesinde hukuki bir yararının bulunması gerekir. Ancak Yargıtay uygulamaları ve doktrin, alacaklının dava harçlarından tasarruf etmek veya ispat güçlüğü nedeniyle risk almamak gibi nedenlerle kısmi dava açmasında hukuki yarar bulunduğunu kabul etmektedir.

Hakların Saklı Tutulması Sorunu: HMK’da yer alan 109/2. Madde hükmü mülga olmuştur. talep konusunun geri kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez” hükmü, daha sonra yapılan değişiklikle kaldırılmıştır (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.). Bu değişiklik öncesinde dava dilekçesinde “fazlaya ilişkin haklarımızı saklı tutuyoruz” ibaresi hayati önem taşımaktaydı. Günümüzde bu zorunluluk yasal olarak kalkmış olmakla birlikte, Yargıtay yerleşik içtihatlardan ötürü, davanın kısmi dava olduğunun daha açık anlaşılabilmesi ve zımni feragat iddialarının önüne geçilebilmesi adına dilekçede belirtilmesi veya “fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması” ibaresinin kullanılması hala süregelmektedir. 

Tamamlama Mekanizması: Kısmi davada alacağın geri kalan kısmı (bakiye alacak), ya “ıslah” yoluyla ya da “ek dava” açılarak talep edilebilir. Belirsiz alacak davasının aksine, kısmi davada talep artırımı için “ıslah” kurumuna başvurmak zorunludur. Bu hak tek bir kere kullanılabilir.

2. Temel Çatışma: “Belirlenebilir Olma” ve Dava Türü 

Belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki ayrımda en önemli nokta, alacağın “belirli” veya “belirlenebilir” olmasıdır. Bu ayrım, sadece usulü bir tercih olmanın dışında, davanın esastan mı yoksa usulden mi sonuçlanacağını belirleyen kritik bir eşiktir.

2.1. Belirli ve Belirsiz Alacak Ayrımı

Yargıtay içtihatları ve doktrin çerçevesinde, bir alacağın belirli sayılabilmesi için şu kriterler gerekir:

  1. Hesaplanabilirlik: Alacağın miktarının, taraflar arasında tartışmasız olan hususlar veya basit şekilde hesaplanabilir olması.
  2. Belgeye Dayalılık: Alacağın bir sözleşme, senet veya resmi belge ile sabit olması.
  3. Objektif İmkan: Davacının elindeki delillerle dava açmadan önce alacak miktarını tespit etmesinin mümkün olması.

Buna karşılık, alacak şu durumlarda “belirsiz” sayılır:

  1. Yargısal Takdir: Alacağın miktarının belirlenmesi hakimin takdir yetkisine (örneğin manevi tazminat veya BK m. 50-51 indirimi) bağlıysa.
  2. Teknik İnceleme Gerekliliği: Alacağın hesabı, davacının bilemeyeceği teknik verileri veya uzman bilirkişi incelemesini gerektiriyorsa (örneğin aktüeryal hesaplamalar, iş kazası tazminatları).
  3. Davalının Bilgi Tekeli: Alacağın belirlenmesi için gerekli veriler münhasıran davalının elindeyse (örneğin ciro primi alacaklarında defterlerin incelenmesi gerekiyorsa).

2.2. Hukuki Yarar 

Hukuki yarar, dava şartı olduğu için mahkemece re’sen gözetilir. Eğer bir alacak “belirli” ise yani likit ise, alacaklının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Çünkü alacaklı, tam eda davası açabilecek durumda bulunmamaktadır. Belirli bir alacak için belirsiz alacak davası açılması, Yargıtay tarafından uzun süre “usulden ret” sebebi olarak görülmüştür. Bu yaklaşım, AYM’nin “Faysal Çifçi” kararına kadar süren katı dönemin temelini oluşturmuştur.

Özellikle iş hukuku davalarında; kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi çalışma süresi ve son ücret üzerinden hesaplanabilen alacakların “belirli” olduğu, dolayısıyla bu kalemler için belirsiz alacak davası açılamayacağı görüşü hakimdir. Buna karşın, fazla mesai, hafta tatili ücreti gibi alacakların ispatı tanık beyanlarına ve hakkaniyet indirimine tabi olduğundan, bu alacaklar genellikle “belirsiz” kabul edilmektedir.

3. Yargıtay Uygulamasının Evrimi: Katı Yaklaşımdan Esnekliğe

Belirsiz alacak davasının hukukumuza girmesinden bu yana Yargıtay’ın konuya yaklaşımı, daireler arası görüş ayrılıkları ve Hukuk Genel Kurulu kararlarıyla şekillenen üç ana evre geçirmiştir.

3.1. Birinci Dönem: Katı Şekilcilik ve Usulden Ret Furyası

Özellikle kapatılan Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin öncülük ettiği ve daha sonra Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından da benimsenen bu dönemde, “belirlenebilirlik” kavramı son derece geniş yorumlanmıştır.

  • Yaklaşım: İşçi ne kadar çalıştığını ve ne kadar ücret aldığını biliyorsa, kıdem tazminatını hesaplayabilir. Dolayısıyla bu alacak belirlidir. Belirli bir alacak için belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yoktur.
  • Sonuç: Hukuki yarar bir dava şartıdır. Dava şartı eksikliği davanın her aşamasında re’sen gözetilir ve eksiklik giderilemez nitelikteyse dava usulden reddedilir. Bu dönemde binlerce dava, esasa girilmeksizin “hukuki yarar yokluğu” nedeniyle reddedilmiş ve alacaklılar zamanaşımı tuzağına düşürülmüştür.

3.2. İkinci Dönem: Hukuk Genel Kurulu’nun Müdahalesi ve Ayrışma

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK), verdiği kararlarla bu katı tutumu yumuşatmaya çalışmıştır. HGK, “belirlenebilirlik” kavramının dar yorumlanması gerektiğini, alacaklının yaklaşık bir hesap yapabilmesinin alacağı belirli kılmaya yetmeyeceğini belirtmiştir. Ancak daireler arasındaki uygulama birliği tam olarak sağlanamamıştır. Bazı daireler (örneğin Hukuk Genel Kurulu 2019/576 K.) hukuki yarar eksikliğinin tamamlanabilir bir dava şartı olduğunu savunurken, iş daireleri usulden ret kararlarında direnmiştir.

3.3. Üçüncü Dönem: Anayasa Mahkemesi “Faysal Çifçi” Kararı ve Dönüşüm

Yargısal evrimin kırılma noktası, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 08.06.2023 tarihli (R.G. 06.10.2023) Faysal Çifçi ve Diğerleri (Başvuru No: 2019/17969) kararı olmuştur. Bu karar, belirsiz alacak davası uygulamasında devrim niteliğindedir.

  • AYM’nin Tespiti: Başvurucular, işçilik alacakları için belirsiz alacak davası açmış, yerel mahkeme davayı kabul etmiş, ancak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi alacağın belirli olduğu gerekçesiyle kararı bozarak davanın usulden reddine hükmetmiştir. Bu süreçte zamanaşımı süreleri dolduğu için işçilerin tekrar dava açma hakkı fiilen ortadan kalkmıştır.
  • İhlal Kararı: AYM, bu uygulamanın Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan **”Mahkemeye Erişim Hakkı”**nı ihlal ettiğine karar vermiştir. Mahkeme, usul kurallarının mahkemeye erişimi engelleyecek kadar katı uygulanmaması gerektiğini (“aşırı şekilcilik”), davanın türü yanlış seçilmiş olsa bile hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında süre vererek bu hatanın düzeltilmesine imkan tanıması gerektiğini vurgulamıştır.
  • Ölçülülük İlkesi: AYM, alacağın belirsiz alacak davasına konu edilmesinde hukuki yarar bulunmadığı hallerde dahi, davanın hemen usulden reddedilmesi yerine, eksikliğin giderilmesi için bir imkan tanınmamasını “orantısız bir müdahale” olarak değerlendirmiştir.

4. Güncel Yargısal Pratik: “Tahvil” ve “Süre Verme”

Faysal Çifçi kararının ardından Yargıtay’ın yerleşik içtihadı köklü bir değişime uğramıştır. Artık “belirli alacak için belirsiz alacak davası açılması” durumunda otomatik usulden ret kararı verilmesi dönemi kapanmıştır.

4.1. Hakimin Davayı Aydınlatma Ödevi (HMK m. 31) ve Süre Verme (HMK m. 119/2)

Güncel Yargıtay kararları (Özellikle 9. Hukuk Dairesi ve HGK’nın 2023-2024 kararları), davanın türünün belirsiz olduğu veya yanlış nitelendirildiği durumlarda hakimin pasif kalamayacağını belirtmektedir.

  • Bir Haftalık Kesin Süre: Eğer dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı olduğu açık değilse veya alacak belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davası açılmışsa; hakim, HMK 119/2 kıyasen davacıya bir haftalık kesin süre vererek davasını netleştirmesini istemelidir.
  • Kısmi Davaya Tahvil: Davacı, verilen süre içinde davasının tam eda davası veya kısmi dava olduğunu beyan ederse, yargılamaya bu tür üzerinden devam edilir. Yargıtay, “şartları oluşmadan açılan belirsiz alacak davasının, hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmeyip, kısmi dava olarak görülmeye devam edilmesi” gerektiğini kabul etmektedir.
  • Beyan Zorunluluğu: Ancak burada kritik bir nokta vardır: Yargıtay HGK’nın 2021/971 K. sayılı kararına göre, davacı dilekçesinde açıkça “Belirsiz Alacak Davası” yazdığı halde, alacak belirli ise ve davacı hakimin uyarısına rağmen “davam belirsiz alacak davasıdır” diye diretiyorsa, bu durumda hukuki yarar yokluğundan ret kararı verilebilir. Fakat davacı, “fazlaya ilişkin haklarım saklıdır” demişse ve davasının türünü açıkça belirtmemişse, bu dava doğrudan kısmi dava olarak kabul edilmelidir.

4.2. Usul Ekonomisi ve Hak Kaybının Önlenmesi

Yeni yaklaşımın temeli, usul ekonomisi ilkesine (HMK m. 30) ve hak kaybının önlenmesine dayanmaktadır. Davacının maddi hakkının, usuli bir niteleme hatasına kurban edilmemesi esastır. Eğer dava dilekçesi içeriğinden talep edilen alacağın ne olduğu anlaşılabiliyorsa ve yargılama yapılarak bu alacağın varlığı tespit edilebiliyorsa, sırf dava türü yanlış seçildi diye davanın reddi, adil yargılanma hakkına aykırı bulunmaktadır.

5. Pratik Sonuçlar ve Stratejik Karşılaştırmalar

Dava türünün seçimi (Belirsiz vs. Kısmi), davanın reddedilmemesi kadar, faiz, zamanaşımı ve ıslah hakları açısından da hayati sonuçlar doğurur. Aşağıdaki tablo ve analizler, bu iki dava türünün pratik sonuçlarını karşılaştırmaktadır.

5.1. Karşılaştırmalı Analiz Tablosu

ÖzellikBelirsiz Alacak Davası (HMK 107)Kısmi Dava (HMK 109)
Alacak NiteliğiBelirlenemez (İmkansız/Beklenemez)Bölünebilir
ZamanaşımıDava açıldığında alacağın tamamı için kesilir.Sadece dava edilen kısım için kesilir.
Talep ArtırımıHMK 107/2 uyarınca “Bedel Artırımı” (Islah değildir).HMK 176 uyarınca “Islah” veya “Ek Dava”.
Faiz BaşlangıcıBelirlenen tüm alacak için dava tarihinden itibaren (Temerrüt yoksa).Dava edilen kısım için dava tarihi; Islah edilen kısım için ıslah tarihi.
Hukuki Yarar RiskiAlacak belirli ise hukuki yarar yokluğu riski vardır (AYM kararı ile yumuşatıldı).Tam eda davası mümkünken kısmi dava açmakta hukuki yarar tartışmalıdır, ancak genelde kabul edilir.
Islah HakkıTalep artırımı ıslah sayılmaz. Ayrıca bir kez ıslah hakkı saklı kalır.Talep artırımı için ıslah hakkı kullanılır ve tükenir.

5.2. Zamanaşımı Tuzağı

Avukatlar ve hak sahipleri için en kritik ayrım noktası zamanaşımıdır.

  • Belirsiz Alacak Davasında: Davanın başında sembolik bir miktar (örneğin 100 TL) üzerinden dava açılsa bile, kanun koyucu alacağın tamamının dava konusu edildiğini varsayar. Bu nedenle zamanaşımı, alacağın tamamı için dava tarihinde kesilir. Yargılama 5 yıl sürse bile, sonradan artırılan miktar zamanaşımına uğramaz.
  • Kısmi Davada: Zamanaşımı sadece dava dilekçesinde yazan miktar (örneğin 100 TL) için kesilir. Bakiye alacak (örneğin 50.000 TL) için zamanaşımı işlemeye devam eder. Davacı, bilirkişi raporundan sonra ıslah dilekçesi verene kadar geçen sürede zamanaşımı süresi dolarsa, davalı “zamanaşımı defi”nde bulunabilir ve alacağın büyük kısmı reddedilebilir.

5.3. Faiz Başlangıcı ve Getirisi

Parasal alacaklarda faiz başlangıç tarihi maddi değeri büyük ölçüde etkiler.

  • Belirsiz Alacak: Temerrüt daha önce oluşmamışsa, dava tarihinde alacağın tamamı istenmiş sayıldığı için, sonradan artırılan kısım dahil tüm alacağa dava tarihinden itibaren faiz yürütülür.
  • Kısmi Dava: Dava dilekçesindeki miktara dava tarihinden, ıslah ile artırılan miktara ise ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülür. Bu durum, uzun süren yargılamalarda ciddi faiz kaybına neden olur.
HMK ÇERÇEVESİNDE BELİRSİZ ALACAK DAVASI VE KISMİ DAVA AYRIMI; HUKUKİ YARAR VE GÜNCEL İÇTİHATLAR
HMK ÇERÇEVESİNDE BELİRSİZ ALACAK DAVASI VE KISMİ DAVA AYRIMI; HUKUKİ YARAR VE GÜNCEL İÇTİHATLAR

6. Sektörel Uygulamalar: İş ve Ticaret Hukuku

“Hukuki yarar” ve “belirlenebilirlik” tartışmaları en yoğun İş Hukuku ve Ticaret Hukuku alanlarında yaşanmaktadır.

6.1. İş Hukuku Davaları

İş davaları, belirsiz alacak davasının laboratuvarı niteliğindedir.

  • Kıdem ve İhbar Tazminatı: Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, işçi çalışma süresini ve son ücretini bildiği için bu alacaklar “belirlidir”. Bu nedenle bu alacaklar için belirsiz alacak davası açılması “hukuki yarar” engeline takılır. Ancak AYM kararı sonrası, bu tür davalar “kısmi dava”ya tahvil edilerek yürütülmektedir. Dilekçelerde bu kalemler için “fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava açıldığı”nın belirtilmesi en güvenli yoldur.
  • Fazla Mesai, UBGT ve Hafta Tatili: Bu alacakların ispatı genellikle tanık anlatımlarına dayanır ve mahkemece “hakkaniyet indirimi” (takdiri indirim) yapılması gerekir. İndirim oranını işçinin önceden bilmesi imkansız olduğundan, bu alacaklar tartışmasız olarak “belirsiz alacak” niteliğindedir. Yargıtay 22. HD’nin eski kararları da dahil olmak üzere, bu kalemler için belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar olduğu kabul edilmektedir.
  • Pratik Öneri: İş davalarında “Karma Dava Dilekçesi” modeli uygulanmalıdır. Kıdem tazminatı için kısmi dava, fazla mesai için belirsiz alacak davası aynı dilekçede, kalem kalem ayrıştırılarak talep edilmelidir.

6.2. Ticari ve Sigorta Davaları

  • Destekten Yoksun Kalma Tazminatı: Trafik kazalarından kaynaklanan bedeni hasarlarda (cismani zarar), tazminat hesabı “PMF Yaşam Tablosu”, “TRH-2010 Tablosu” gibi teknik aktüeryal verilere ve maluliyet oranına bağlıdır. Davacının bunu bilmesi imkansızdır. Bu nedenle Yargıtay, bu tür davaların belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yararın varlığını kesin olarak kabul eder.
  • Haksız Rekabet ve Belirsiz Zarar: Ticari davalarda, davalının haksız fiili nedeniyle uğranılan kâr kaybının (yoksun kalınan kâr) tespiti, davalının ticari defterlerinin incelenmesini gerektiriyorsa, alacak belirsizdir ve HMK 107 işletilebilir.

7. Usulden Ret Sonrası Güvenli Liman: TBK m. 158

Her ne kadar AYM ve Yargıtay’ın yeni yaklaşımı usulden ret kararlarını azaltsa da, hala “hukuki yarar yokluğu” nedeniyle reddedilen davalar olabilmektedir. Bu durumda alacaklının haklarını koruyan mekanizma 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 158. maddesidir.

7.1. Ek Süre Hakkı

TBK m. 158’e göre; dava, mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması veya vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmişse ve bu arada zamanaşımı süresi dolmuşsa, alacaklı 60 gün içinde yeni bir dava açarak haklarını kullanabilir.

  • Uygulama Alanı: Yargıtay, belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğu (dava şartı) nedeniyle reddedilmesi durumunu TBK 158 kapsamındaki “düzeltilebilir bir yanlışlık” veya geniş yorumla davanın reddi hali olarak değerlendirmektedir. Dolayısıyla, davası reddedilen alacaklı, kararın kesinleşmesinden itibaren 60 gün içinde bu kez doğru dava türüyle (örneğin tam eda davası veya kısmi dava) davasını yenileyebilir. Bu durumda ilk davanın açıldığı tarihteki zamanaşımı kesilmesi sonuçları korunmuş olur.
  • Stratejik Hamle: Eğer mahkeme “süre verme” (tahvil) yoluna gitmeyip davayı reddederse, davacı vekili temyiz sürecinde zaman kaybetmek yerine (veya temyizden sonuç alamazsa), 60 günlük süreyi kaçırmadan TBK 158’e dayanarak ek dava açmalıdır.

8. Sonuç ve Değerlendirme

Belirsiz alacak davası (HMK 107) ve kısmi dava (HMK 109) ayrımı, Türk hukukunda son on yılın en hararetli usul hukuku tartışması olmuştur. Gelinen noktada, Anayasa Mahkemesi’nin Faysal Çifçi kararı, katı şekilciliği törpülemiş ve “hukuki yarar” kavramını bir engel olmaktan çıkarıp, yönetilebilir bir usul şartına dönüştürmüştür.

Raporun temel çıktıları şunlardır:

  1. Dava Türünü Doğru Seçmek: Alacak likit ve hesaplanabilir ise (kıdem tazminatı, ödenmemiş fatura gibi) risk almayıp Kısmi Dava (haklar saklı tutularak) veya Tam Eda Davası açılmalıdır. Zamanaşımı riski varsa kısmi davadan kaçınılmalıdır.
  2. Belirsizliğin İspatı: Belirsiz alacak davası açılıyorsa, dava dilekçesinde alacağın neden belirlenemediği (teknik inceleme, davalının elindeki belgeler, tanık beyanı gerekliliği) gerekçelendirilmelidir.
  3. Dilekçe Dili: “Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla” ibaresi, davanın türü ne olursa olsun dilekçeye eklenmelidir. Bu ibare, davanın belirsiz alacak şartlarını taşımadığı düşünülürse, davanın kısmi davaya dönüşmesini sağlayan bir sigortadır.
  4. Hakimin Rolü: Hakimler artık “belirsiz alacak davası şartları yok, ret” diyemez. Önce davayı aydınlatma ödevi gereği süre vermeli, davacının beyanına göre davayı kısmi davaya tahvil etmelidir.
  5. Son Çare TBK 158: Olası bir usulden ret durumunda, 60 günlük hak düşürücü süre içinde davanın yenilenmesi hayati önem taşır.

Hukuk sistemimiz, “usul esasa hizmet eder” ilkesine doğru evrilmektedir. Belirsiz alacak davası, alacaklılar için güçlü bir silah olmaya devam etmekte, ancak bu silahın kullanım kılavuzu Yargıtay ve AYM kararlarıyla yeniden yazılmaktadır. Hukuki yarar, artık davanın kapısını kapatan bir kilit değil, doğru odaya girilmesini sağlayan bir yön levhası işlevi görmektedir.

9. Dijital Dönüşüm Perspektifi: Belirsiz Alacak Davası Uygulamasında Apilex ve Yapay Zekâ Destekli Hukuki Analiz

Belirsiz alacak davası ile kısmi dava ayrımı, yalnızca normatif bir tartışma olmaktan çıkmış; Yargıtay daireleri, Hukuk Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla sürekli evrilen, yüksek içtihat yoğunluğuna sahip dinamik bir uygulama alanına dönüşmüştür. Bu noktada klasik doktriner bilgi, tek başına uygulayıcıyı korumaya yetmemekte; güncel içtihat takibi ve dava stratejisinin somut olaya özgü olarak modellenmesi zorunlu hale gelmektedir.

Bu ihtiyacın karşılanmasında, Apilex gibi yapay zekâ destekli hukuk teknolojileri önemli bir işlev üstlenmektedir.

9.1. İçtihat Yoğunluğu ve İnsan Hatası Riski

Belirsiz alacak davası bakımından uygulayıcının karşı karşıya olduğu temel riskler şunlardır:

  • Alacağın belirli mi, belirlenebilir mi, belirsiz mi olduğu konusunda daire bazlı içtihat farklılıkları
  • AYM’nin ihlal kararları sonrasında eski Yargıtay içtihatlarının geçerliliğini yitirmiş olması
  • Dava dilekçesinde yapılacak tek bir nitelendirme hatasının, zamanaşımı ve faiz bakımından geri dönülmez sonuçlar doğurması

Bu yapı, manuel içtihat taramasını hem zaman alıcı hem de hata payı yüksek bir faaliyet haline getirmektedir.

9.2. Apilex’in Katkısı: Dinamik İçtihat Analizi ve Risk Haritalaması

Apilex gibi sistemler, belirsiz alacak – kısmi dava ayrımında uygulayıcıya şu alanlarda doğrudan katkı sunmaktadır:

  • Güncel Yargıtay ve AYM içtihatlarını, konu başlığına göre otomatik sınıflandırma
  • Belirli bir alacak türü (örneğin fazla mesai, kıdem tazminatı, destekten yoksun kalma) için
    • Belirsiz alacak davası açılması halinde hukuki yarar riski
    • Kısmi dava açılması halinde zamanaşımı ve faiz kaybı riski
      gibi parametreleri içeren ön risk analizi
  • Dava dilekçesi taslaklarında, “tahvil edilebilirlik”, “fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması” ve
    AYM içtihadına uyum açısından metin uyarıları

Bu yönüyle Apilex, HMK m. 31’de düzenlenen hakimin davayı aydınlatma ödevinin, dava açılmadan önce avukat tarafından yerine getirilmesine imkân tanıyan bir “ön denetim” mekanizması işlevi görmektedir.

9.3. Usul Ekonomisi ve Hak Arama Özgürlüğü Açısından Yapay Zekâ

Anayasa Mahkemesi’nin Faysal Çifçi kararında vurguladığı temel ilke, usul kurallarının hak arama özgürlüğünü ortadan kaldıracak şekilde yorumlanmamasıdır. Apilex benzeri sistemler, bu ilkeyi pratik düzlemde şu şekilde desteklemektedir:

  • Yanlış dava türü seçimi nedeniyle usulden ret ihtimalini en baştan minimize etmek
  • Hak kaybı doğurabilecek senaryoları, dava açılmadan önce görünür kılmak
  • Avukatın stratejik tercihlerini, yalnızca sezgiye değil, veri destekli öngörüye dayandırmak

Bu durum, yapay zekâyı yargılamanın yerine geçen bir araç değil; hak arama özgürlüğünü güçlendiren tamamlayıcı bir unsur haline getirmektedir.

9.4. Gelecek Perspektifi

Belirsiz alacak davası – kısmi dava ayrımı gibi yüksek teknik hassasiyet içeren alanlarda, hukukun geleceği:

  • Statik dilekçe şablonlarından
  • İçtihatlara kapalı reflekslerden

ziyade, anlık içtihat güncellemeleriyle beslenen, senaryo bazlı hukuki analizlere doğru evrilmektedir.

Bu bağlamda Apilex, yalnızca bir hukuk teknolojisi ürünü değil;
“usul hatası kaynaklı hak kayıplarını önlemeyi hedefleyen yeni nesil hukuki düşünme biçiminin” somut bir yansımasıdır.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir