Menfi tespit davasının reddi halinde davalı lehine hükmedilen karşı vekalet ücretinin tahsili amacıyla müstakil bir icra takibi başlatılıp başlatılamayacağı sorununu; vekalet ücretinin hukuki niteliği, ilamlı icranın şartları, avukatın alacaklı sıfatı tartışması, Yargıtay içtihatlarının yaklaşımı ve uygulamada ortaya çıkan uyuşmazlıklar çerçevesinde incelemektedir. İncelemede özellikle, HMK m. 330’un vekalet ücretini “taraf lehine hükmetme” kuralı ile Avukatlık Kanunu m. 164/son (içtihatlarda atıfla) kapsamında “karşı vekalet ücretinin avukata ait olduğu” ilkesi arasındaki görünür gerilim, icra takibinde alacaklı sıfatının kimde bulunacağı bakımından ele alınmıştır.
Menfi tespit davası reddi ilamında hüküm altına alınan karşı vekalet ücretinin, kural olarak ilamlı icra yoluyla tahsil edilebileceği; ayrıca bu kalem için ayrı bir icra dosyası açılmasının mümkün olduğu, ancak takibin genel olarak “asil (taraf) adına” yürütülmesi gerektiği, avukatın kendi adına takibe girişmesinin ise şekli itiraz ve şikâyetlere konu olabileceği değerlendirilmektedir.
Giriş
Menfi tespit davası, icra takibine muhatap borçlunun “borçlu olmadığının tespiti” amacıyla başvurduğu bir dava türü olarak, icra hukuku ile medeni usul hukukunun kesişim alanında yer alır. Bu davanın reddi halinde davalı lehine hükmedilen karşı vekalet ücreti ve yargılama giderleri, çoğu kez davanın “tespit” niteliğine karşın, pratikte cebrî icraya konu edilen asıl kalemler haline gelir. Uygulamada tartışma, özellikle bu karşı vekalet ücretinin tahsili için (i) ilamlı icra takibinin yapılıp yapılamayacağı, (ii) yalnızca bu ücret için ayrı bir icra takibi açılıp açılamayacağı ve (iii) avukatın kendi adına mı yoksa müvekkili adına mı takip başlatmasının gerektiği noktalarında yoğunlaşmaktadır.
Bu çalışmada beş kritik nokta ayrı başlıklar altında incelenmekte; HMK m. 330, İİK m. 72, Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi hükümleri ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ile 8. Hukuk Dairesi kararları ağırlıklı olmak üzere içtihatlar analiz edilmektedir. Çalışmanın amacı, uygulamacılara ilamlı icrada doğru takip kurgusunu göstermek; aynı zamanda vekalet ücretinin “aidiyet” ve “takip ehliyeti” eksenindeki teorik tartışmasını akademik düzlemde değerlendirmektir.
1. Vekalet Ücretinin Hukuki Niteliği ve Menfi Tespit Davasındaki Yeri
1.1. Vekalet ücretinin yargılama gideri içindeki konumu
Vekalet ücreti, Türk usul hukukunda genel olarak yargılama giderleri kapsamında değerlendirilir. HMK m. 330, vekil ile takip edilen davalarda mahkemece takdir edilecek vekalet ücretinin “taraf lehine” hükmedileceğini düzenleyerek bu gider kaleminin hüküm fıkrasındaki görünümünü belirler. Buradan hareketle, mahkeme kararında vekalet ücreti “davalı lehine” veya “davacı lehine” ibaresiyle yazılır; icra hukuku bakımından alacaklı sıfatı ilk bakışta bu tarafa ait görünür.
Yargıtay uygulamasında vekalet ücretinin fer’î bir hak niteliği taşıdığı; bu nedenle asıl davada re’sen hükme bağlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Vekalet ücretinin fer’î hak sayılması, onun kaynağının asıl uyuşmazlık olması anlamına gelir; ancak ilamda miktar olarak hüküm altına alındığında icra edilebilir bağımsız bir para borcu kalemine dönüşür.
1.2. Maktu ve nispi vekalet ücreti ayrımı; menfi tespit davasında ücretin belirlenmesi
AAÜT sistemi, vekalet ücretini bazı uyuşmazlıklarda maktu, bazılarında ise dava değerine göre nispi olarak öngörür. Menfi tespit davasının niteliği gereği çoğu dosyada uyuşmazlık, icra takibine konu edilen para alacağı ile doğrudan bağlantılıdır. Bu bağlamda dava değerinin belirlenmesi, vekalet ücretinin nispi hesaplanıp hesaplanmayacağını ve hesaplanacaksa hangi değer üzerinden gidileceğini etkiler.
AAÜT m. 5/2, kısmi dava/belirsiz alacak/tespit davalarında mahkemece dava değerinin belirlenmesinden sonra vekalet ücretinin bu belirlenen değer üzerinden hesaplanacağını düzenlemekte; bu hüküm tespit davalarında değer belirleme pratiğinin vekalet ücretine yansımasını göstermesi bakımından menfi tespit davaları açısından da yorumlayıcı önem taşımaktadır.
1.3. Menfi tespit davasının “tespit” niteliği ve vekalet ücretinin icra edilebilirliği
Menfi tespit davası çoğu kez eda hükmü içermez; davanın reddi, “tespit talebinin reddi” ile sınırlı kalabilir. Ne var ki kararın yargılama giderleri ve vekalet ücreti bölümü, belirli bir para miktarını içeriyorsa, bu bölüm ilamlı icranın konusunu oluşturur. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, tespit ağırlıklı ilamların dahi vekalet ücreti ve yargılama giderleri bakımından ilamlı icraya konu olabileceğini belirtmiştir.

2. İlamlı İcra Takibinin Şartları ve Kapsamı
2.1. İlamlı icra bakımından ölçüt: hüküm fıkrası ve icra edilebilir alacak
İlamlı icrada icra organlarının hareket noktası, ilamın hüküm fıkrasında yer alan eda ve para borcu hükümleridir. Bu nedenle menfi tespit davasının reddi kararında “davalı lehine … TL vekalet ücretine hükmedilmesine” şeklinde bir hüküm bulunduğunda, bu kalem ilamlı icra yoluyla tahsil edilebilir bir alacaktır.
2.2. Menfi tespit davalarında ilamın “bütün” olması; eklentilerin icrası
Öğretide ilamın bir bütün olduğu ve ilamın eklentisi niteliğindeki yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de ilamın tabi olduğu icra rejimine tabi olduğu ifade edilir. Bu görüş, özellikle menfi tespit/istirdat davalarında kesinleşme şartı tartışmalarında önem kazanır. Her somut olayda kararın kesinleşmeden icraya elverişli olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir; ancak kural olarak para borcuna ilişkin hüküm bölümleri ilamlı icranın konusunu oluşturur.
2.3. İlamlı takipte icra vekalet ücreti ve takip giderleri
İlamlı icra başlatıldığında, borçlu ödeme yapmazsa haciz aşamasına geçilir ve takip giderleri ile icra vekalet ücreti gündeme gelir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, ilamda hükmedilen vekalet ücretinin tahsili için vekil aracılığıyla yapılan icra takibinde ayrıca icra vekalet ücreti istenmesine engel bir düzenleme bulunmadığını vurgulamıştır. Bu yaklaşım, menfi tespit reddi sonrası yalnızca vekalet ücreti için başlatılan takiplerde de icra vekalet ücretinin talep edilebilmesine dayanak teşkil eder.
3. Müstakil İcra Takibi Başlatma İmkânı ve Sınırları
3.1. “Müstakil takip” ayrımı: (i) kalem bazlı müstakil takip, (ii) avukat adına müstakil takip
Uygulamada iki farklı “müstakil takip” görünümü vardır. Birincisi, ilamda yer alan sadece vekalet ücreti (ve varsa yargılama giderleri) kalemi için ayrı bir ilamlı icra dosyası açılmasıdır. İkincisi ise, avukatın karşı vekalet ücretinin avukata ait olduğu gerekçesiyle kendi adına alacaklı sıfatıyla takip başlatmasıdır. Bu iki olasılık, icra hukukunda alacaklı sıfatı ve takip ehliyeti bakımından farklı değerlendirilmelidir.
3.2. Sadece vekalet ücreti için ayrı ilamlı icra takibi açılabilir mi?
Menfi tespit davasının reddi ilamında hükmedilmiş karşı vekalet ücreti, ilamın bağımsız bir para alacağı kalemidir. Bu nedenle, uygulamada yalnızca bu kalem için ayrı bir icra dosyası açılması mümkündür. Bu durum, vekalet ücretinin fer’î hak olmasıyla çelişmez; fer’î hak olma, hakkın doğuşu ve asıl davaya bağlılığına ilişkindir. İlamda hüküm altına alınmış bir para borcu olarak vekalet ücreti, icra kabiliyeti bakımından bağımsız tahsil edilebilir hale gelir.
3.3. Avukatın kendi adına takip başlatması: içtihat ışığında sınırlar
Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımında, Avukatlık Kanunu m. 164/son hükmünün avukat-müvekkil arasındaki iç ilişkiyi düzenlediği; buna rağmen icra takibinin kural olarak “asil (taraf) adına” yürütülmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ve 8. Hukuk Dairesi kararlarında, karşı vekalet ücretinin avukata ait olduğu kabul edilmekle birlikte, ödenmeyen ücretin tahsilinin “ancak asil adına takibe konularak” mümkün olacağı belirtilmiştir. Bu nedenle avukatın doğrudan kendi adına takip açması, borçlu tarafından şekli itiraz/şikâyetlerle karşılanabilir.
3.4. Vekalet ücreti asıl alacaktan bağımsız mıdır?
Vekalet ücreti, usul hukuku düzeyinde asıl davaya bağlı fer’î bir haktır. Ancak icra hukuku düzeyinde, ilamda para miktarı olarak yer aldığında bağımsız bir icra alacağı kalemi gibi takip edilebilir. Bu ikili yapı, doktrinde “doğuş bakımından bağlılık; tahsil bakımından ayrışma” şeklinde formüle edilebilir.
4. Yargıtay İçtihatları ve Doktrindeki Görüşler
4.1. “Aidiyet avukata – takip asile” yaklaşımının analizi
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2010/33266 E., 2011/14524 K. ve 12. Hukuk Dairesi 2010/33502 E., 2011/14475 K. kararlarında; Avukatlık Kanunu m. 164/son uyarınca karşı vekalet ücretinin avukata ait olduğu belirtilmiş, ancak tahsil için icra takibinin “asil adına” yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Benzer biçimde 8. Hukuk Dairesi 2012/5850 E., 2012/5964 K. kararında da aynı gerekçe görülür. Bu içtihat çizgisi, icra dairesinin alacaklı sıfatını ilamın hüküm fıkrasına göre belirlemesi ve HMK m. 330’un “taraf lehine hüküm” sistematiğiyle uyumludur.
4.2. Fer’î hak ve re’sen hüküm ilkesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2014/14273 E., 2014/18089 K. kararında vekalet ücretinin re’sen hükmedilmesi gereken fer’î hak olduğu; hükümde unutulup kesinleşmesi halinde sonradan ayrıca dava açılamayacağı ifade edilmiştir. Bu yaklaşım, karşı vekalet ücretinin doğru yolunun “ilamlı icra” olduğunu güçlendirir: Zira ücretin kaynağı asıl davadır; ayrıca yeni bir yargılama konusu yapılması yerine, ilamdaki hükme dayanarak icra yoluyla tahsil edilmesi usul ekonomisine uygundur.
4.3. Tespit ilamlarında yargılama gideri/vekalet ücreti icrası
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2018/14831 E., 2018/12487 K. kararı, tespit niteliği ağır basan ilamların dahi vekalet ücreti ve yargılama giderleri bakımından ilamlı icraya konu olabileceğini göstermesi açısından önemlidir. Bu yaklaşım menfi tespit davalarıyla doğrudan ilişkilidir: Menfi tespit davaları çoğu durumda eda değil tespit üretir; fakat gider kalemleri para borcu doğurur ve icraya konu edilebilir.
4.4. İlamlı icra mı, ilamsız takip mi?
Doktrinde ve uygulamada ilam varken ilamsız takip yoluna gidilmesi, borçlunun itirazıyla takibin durması nedeniyle alacaklı aleyhine usulî yük doğurur. Bu nedenle baskın eğilim, karşı vekalet ücretinin ilamlı icrayla tahsil edilmesidir. İlamsız takip, ancak avukatın müvekkiline karşı akdi ücret alacağı gibi ilam dışı bir alacak söz konusu olduğunda gündeme gelebilir.

5. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri
5.1. Alacaklı sıfatının yanlış kurulması
Avukatın kendi adına takip açması veya ilamda taraf lehine hükmedilmiş ücreti “avukat alacağı” gibi göstermesi, borçlunun şikâyet/itirazlarına neden olabilir. Çözüm, takibi ilamda lehine hüküm kurulan taraf adına başlatmak; avukatın vekil sıfatıyla dosyayı yürütmesidir.
5.2. Haricen ödeme ve belgelendirme
Borçlunun “avukata ödedim” savunması, tahsil aşamasında sık uyuşmazlık doğurur. Vergisel belge düzeni açısından Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 311) m. 26, vekalet ücretinin doğrudan avukata ödenmesi halinde serbest meslek makbuzunun borçlu adına düzenlenmesi gerektiğini belirtir. Çözüm, ödemelerin mümkünse icra dosyası üzerinden yapılması; haricen ödeme varsa dekont açıklaması ve makbuzla ispatın sağlanmasıdır.
5.3. Kesinleşme/icra edilebilirlik tereddütleri
Menfi tespit kararlarında kesinleşme şartı olup olmadığı somut kararın niteliğine göre farklılaşabilir. Takip öncesi kararın kanun yolu durumu ve kesinleşme şerhi incelenmeli, tereddütte icra hukuk mahkemesi uygulaması dikkate alınmalıdır.

5.4. Mükerrer takip riski
Aynı karşı vekalet ücreti için birden fazla takip yapılması “mükerrerlik” itirazlarına yol açar. Bu nedenle, aynı ilam alacağı için tek takip dosyası yürütmek; avukat değişikliği gibi hallerde dosya üzerindeki yetki ve talep sıfatlarını düzgün kurmak gerekir.
Apilex İle Menfi Tespit Davasının Reddi Halinde Karşı Vekalet Ücretinin Tahsili İçin Müstakil İcra Takibi
Menfi tespit davasının reddi halinde hükmedilen karşı vekalet ücretinin tahsili amacıyla başlatılan ilamlı icra takipleri, teoride net bir çerçeveye sahip görünse de uygulamada ciddi ölçüde usulî hata riski barındırmaktadır. Bu risklerin başında, ilamda “taraf lehine” hükmedilen vekalet ücreti için icra takibinde alacaklı sıfatının kimde kurulacağı, takibin “asil adına mı yoksa avukat adına mı” yürütüleceği, ayrıca aynı alacağa ilişkin birden fazla dosya açılmasıyla ortaya çıkabilecek mükerrer takip ihtimali gelmektedir. Yargıtay içtihatlarının genel eğilimi dikkate alındığında, “aidiyet avukata ait olsa dahi takip kural olarak taraf adına yürütülmelidir” yaklaşımı, uygulamacıların takip kurgu hataları nedeniyle şikâyet ve itirazlarla karşılaşmasına neden olabilmektedir.
Bu tür takiplerde hataların önemli bir kısmı, takip talebi hazırlanırken yapılan biçimsel tercihlerden kaynaklanır. Özellikle avukatlık bürolarında yoğun iş yükü altında yürütülen icra süreçlerinde, takip açılışında yapılan küçük bir hata dahi (örneğin alacaklı bilgisinin yanlış yazılması, ilam kalemlerinin eksik aktarılması veya kesinleşme/icra edilebilirlik tereddütlerinin gözden kaçması) takibin şikâyet yoluyla iptali gibi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle son yıllarda hukuk uygulamasında, icra süreçlerini standartlaştırmayı hedefleyen LegalTech çözümlerinin kullanım alanı giderek genişlemektedir.
Bu bağlamda Apilex gibi hukuk teknolojisi araçları, karşı vekalet ücreti tahsilinde süreç yönetimi ve risk azaltma bakımından işlevsel bir destek sunabilmektedir. Öncelikle, menfi tespit davası reddi sonrası yalnızca vekalet ücreti için açılan ilamlı icra takiplerinde, sistem üzerinden oluşturulan bir “kontrol akışı” ile kullanıcı; ilamın hüküm fıkrasındaki kalemleri doğru çekmeye, takip türünü doğru seçmeye ve özellikle alacaklı sıfatını ilama uygun biçimde “taraf adına” kurmaya yönlendirilebilir. Böylelikle, borçlu tarafından ileri sürülebilecek şekli itirazların önemli bir kısmı daha takip başlamadan önlenmiş olur.
İkinci olarak, uygulamada sıklıkla karşılaşılan sorunlardan biri de haricen yapılan ödemelerin ispatı ve belgelendirilmesidir. Karşı vekalet ücretinin doğrudan avukata ödenmesi, makbuz düzeni ve dekont açıklaması gibi pratik ayrıntılar nedeniyle ileride yeni uyuşmazlıklar doğurabilmektedir. Bu noktada dijital sistemler; ödeme kalemlerinin, tahsilat açıklamalarının ve belge eklerinin tek bir dosya akışı içinde tutulmasını sağlayarak hem müvekkil–avukat ilişkisinde hem de borçlu tarafın iddiaları karşısında ispat gücünü artırabilir.
Üçüncü olarak, yalnızca vekalet ücreti için açılan takiplerde mükerrerlik riski kritik bir sorundur. Aynı ilam alacağı için birden fazla dosya açılması, borçlunun mükerrer takip şikâyetiyle icra hukuk mahkemesine başvurmasına yol açabileceği gibi, uygulamada gereksiz masraf ve zaman kaybı yaratır. Apilex benzeri çözümler, aynı ilam ve aynı alacak kalemi üzerinden yeniden takip açılması durumunda kullanıcıyı uyararak sürecin tekrarını engelleyebilir ve dosya bütünlüğünü koruyabilir.
Sonuç olarak, menfi tespit davası reddi sonrası karşı vekalet ücretinin tahsilinde mesele yalnızca hukuki tartışmalarla sınırlı değildir; aynı zamanda icra takibinin doğru kurgulanması, belgelerin düzenli tutulması ve usulî risklerin minimize edilmesi gerekir. LegalTech yaklaşımı, bu takiplerin otomatik kontrol listeleri, dosya standardizasyonu, belge/ödeme yönetimi ve mükerrerlik önleme gibi fonksiyonlarla daha sağlıklı yürütülmesini sağlayarak uygulamada önemli bir tamamlayıcı rol üstlenebilir.
Son Olarak
Menfi tespit davasının reddi halinde davalı lehine hükmedilen karşı vekalet ücreti, HMK m. 330 gereği taraf lehine hükmedilen ve AAÜT’ye göre belirlenen bir yargılama gideri kalemidir. Bu kalem, menfi tespit hükmü tespit niteliğinde olsa dahi para borcu doğurduğundan ilamlı icra ile tahsil edilebilir. Ayrıca yalnızca bu vekalet ücreti için ayrı bir icra dosyası açılması mümkündür. Bununla birlikte Yargıtay içtihatları uyarınca, karşı vekalet ücretinin avukata ait olduğu kabul edilse bile tahsil için takip kural olarak asil (taraf) adına yürütülmelidir; avukatın kendi adına takip açması şekli itiraz ve şikâyetlere açık bir görünüm doğurabilir.


Bir yanıt yazın