1. Giriş
Elbirliği mülkiyeti (iştirak hâlinde mülkiyet), özellikle miras ortaklığı/tereke ilişkilerinde en sık karşılaşılan mülkiyet türlerinden biridir. Bu mülkiyet rejiminde “pay” kavramı bulunmaz; ortakların hakkı, ortaklığa giren malın tamamına yaygındır. Bu yönüyle elbirliği mülkiyeti; paylı mülkiyette olduğu gibi “pay oranında tasarruf ve kullanım” serbestisi tanımaz. Uygulamada bu durum; taşınmazlarda olduğu kadar motorlu araçlar bakımından da yoğun uyuşmazlıklara yol açar.
Elbirliği mülkiyetine tabi bir aracın (örneğin murisin vefatı sonrası terekeye giren bir otomobilin), ortaklığın giderilmesi veya ecrimisil davası sürerken ortaklardan biri tarafından fiilen kullanılması; sadece ortaklar arasındaki “kullanım” ve “yararlanma” sorunlarını büyütmekle kalmaz, aynı zamanda Karayolları Trafik Kanunu (KTK) kapsamında “işleten” sıfatına bağlı tehlike sorumluluğu nedeniyle üçüncü kişilere karşı ağır bir hukuki risk doğurur.
Bu riskin kritik noktası şudur: Motorlu aracın işletilmesi, üçüncü kişilere zarar verdiğinde, sorumluluk çoğu kez kusura bağlı olmaksızın (tehlike sorumluluğu) ve dış ilişkide müteselsil (zincirleme) şekilde doğabilir. Aracı fiilen kullanmayan ortaklar dahi; tescil, fiili hâkimiyetin ispatı, ekonomik yararlanma, uzun süreli kullanım ve “işleten” kavramının yorumu gibi unsurlar nedeniyle fiilen tazminat baskısı altında kalabilmektedir.
Bu nedenle, elbirliği mülkiyetine tabi araçlarda davalar sürerken ihtiyati tedbir yoluyla aracın yediemine tevdii (yediemin otoparkına teslim) edilmesi; yalnızca malın “muhafazası” için değil, aynı zamanda işleten sorumluluğu riskinin azaltılması için de stratejik bir koruma tedbiri olarak gündeme gelmektedir. Bununla birlikte, ihtiyati tedbir kurumunun “uyuşmazlık konusu” sınırı ve uygulamadaki içtihat çizgisi nedeniyle, talebin doğru zeminde kurulması şarttır.
Bu makalede; elbirliği mülkiyeti–işleten sorumluluğu ilişkisi, HMK ihtiyati tedbir şartları, ortaklığın giderilmesi/ecrimisil davalarında risk analizi, yediemine tevdii talebinin hukuki dayanakları ve alternatif önlemler; Türk Medeni Kanunu (TMK), Karayolları Trafik Kanunu (KTK), Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve ilgili diğer mevzuat ile içtihatlar ışığında kapsamlı biçimde incelenmektedir.
2. Elbirliği Mülkiyeti ve Araç Sorumluluğu
2.1. Elbirliği mülkiyetinin hukuki niteliği ve ortakların hak ve yükümlülükleri
Elbirliği mülkiyeti, TMK’da “topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olma” şeklinde tanımlanır. En belirgin sonucu, ortakların “belirlenmiş paylarının” olmamasıdır. Bu durum, yönetim ve tasarruf işlemlerinde kural olarak oybirliği gerektirir. Dolayısıyla, bir ortak tek başına hareket ederek mal üzerinde kalıcı hukuki sonuç doğuran işlemler yapamaz; kural olarak tüm ortakların iradesi aranır.
Bu çerçevenin araç bakımından doğurduğu başlıca sonuçlar:
- Araç üzerinde tasarruf (satış, rehin, uzun süreli kiralama/ariyet gibi) işlemler, elbirliği mülkiyeti devam ettiği sürece oybirliğine tabidir.
- Aracın uzun süreli veya sürekli biçimde bir ortakça kullanılması (özellikle diğerlerinin rızası yoksa), elbirliği mülkiyeti rejimi içinde yönetim yetkisinin sınırlarını zorlar ve ecrimisil/kullanım bedeli taleplerini doğurabilir.
- Buna karşılık, ortaklardan her biri ortaklığa giren hakların korunmasını sağlayabilir; bu “koruma” yetkisi, özellikle malın değer kaybını önleyen ve üçüncü kişilere taşan riskleri azaltan önlemler bakımından önemlidir.
Aşağıdaki TMK hükümleri bu temeli kurar:
TÜRK MEDENİ KANUNU – Madde 701-702
Kaynakları ve niteliği
Madde 701- Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.
Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.Hükümleri
Madde 702- Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir.
Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir.
Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz.
Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır.
Bu düzenleme, yediemine tevdii tedbirinin hukuki tartışmasında iki yönden önem taşır:
(i) Araç üzerinde “tek başına kullanım”ın hukuki meşruiyeti tartışmalıdır; (ii) ortaklardan biri “hakların korunması” için mahkemeden koruma talep edebilir.

2.2. Karayolları Trafik Kanunu kapsamında “işleten” kavramı ve hukuki sorumluluğu
Motorlu araçların işletilmesi, yüksek tehlike potansiyeli taşıyan bir faaliyettir. KTK bu nedenle, üçüncü kişilerin korunması amacıyla işletenin sorumluluğunu çoğu durumda kusurdan bağımsız (tehlike sorumluluğu) esasına bağlar.
“İşleten” kavramı KTK m. 3’te tanımlanır. Tanım, sadece “tescilde malik görünen” kişiyi değil; aracı uzun süreli kiralama/ariyet/rehin gibi ilişkilerle fiilen kullanan ve aracı “kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere” işleten kişiyi de kapsar. Ayrıca, fiili tasarrufu bulunan kişinin işleten sayılabilmesi için ispat mekanizması öngörülmüştür.
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU – Madde 3 (İşleten)
İşleten: Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır.
KTK m. 85, 86 ve 88 ise sorumluluğun çerçevesini çizer:
- KTK m. 85: Motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne/yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa işleten doğan zarardan sorumludur (şartlarına göre teşebbüs sahibi ile birlikte müteselsil sorumluluk).
- KTK m. 86: Kurtuluş kanıtı rejimi dardır; mücbir sebep veya zarar görenin/üçüncü kişinin ağır kusuru gibi haller ispat edilirse sorumluluktan kurtuluş mümkün olabilir.
- KTK m. 88: Birden fazla kişinin sorumlu olduğu durumda zarar görene karşı müteselsil sorumluluk esastır.
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU – Madde 85-86-88
Madde 85 – (…) Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa (…) motorlu aracın işleteni (…) doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.
Madde 86 – (…) İşleten (…) kendisinin (…) kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
Madde 88 – Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur.
Bu hükümler, elbirliği mülkiyetine tabi bir araçta “kim işleten sayılacak?” sorusunun, sadece teorik değil; davalar sürerken sürekli ve yüksek maliyetli bir risk doğuran pratik bir sorun olduğunu ortaya koyar.
2.3. Elbirliği mülkiyetine tabi araçlarda “işleten” sıfatının tespiti ve ortakların müteselsil sorumluluğu
Elbirliği mülkiyeti, KTK’daki “işleten” tanımını otomatik olarak “tüm ortaklar işleten” sonucuna götürmez. Ancak uygulamada, zarar görenin korunması amacı ağır bastığı için, zarar görenin geniş kapsamlı dava açması; sigorta dışı kalan kalemlerde veya limit aşımında “derin cep” arayışıyla birden fazla kişiye yönelmesi mümkündür. Özellikle şu durumlarda risk artar:
- Araç tescil kaydı (muris veya ortaklar) ile fiili kullanım arasında uyumsuzluk olması,
- Aracı kullanan ortağın kullanımının “ortakların menfaatine” olduğu iddiası,
- Diğer ortakların “işleten değilim” savunmasını somut delille ispatlamak zorunda kalması.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararında, trafik kazalarında müteselsillik esasının benimsendiği vurgulanmaktadır:
- Hukuk Dairesi 2018/1742 E. , 2018/4694 K.
“… motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, ayrıca birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir … Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.”
Bu müteselsillik vurgusu, elbirliği mülkiyetine tabi araçlarda “kazayı ben yapmadım” savunmasının dış ilişkide her zaman yeterli olmayabileceğini; dolayısıyla riskin daha kazadan önce yönetilmesi gerektiğini göstermektedir.
3. İhtiyati Tedbir Kurumu ve Uygulama Alanı
3.1. İhtiyati tedbirin hukuki niteliği, amacı ve şartları (HMK m. 389 vd.)
İhtiyati tedbir, esasa ilişkin hüküm verilene kadar geçici koruma sağlayan, mahkemenin uyuşmazlık konusu mal veya hak üzerinde geçici düzenleme yapmasına imkân tanıyan bir kurumdur. HMK m. 389’a göre, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı, imkânsız hale geleceği veya gecikmenin ciddi zarar doğuracağı endişesi bulunuyorsa tedbir kararı verilebilir.
HMK m. 391 ise tedbir türlerini geniş biçimde düzenler; özellikle “muhafaza altına alınması” ve “yediemine tevdii” ifadesi, araçların fiilen kullanım dışı bırakılması bakımından doğrudan dayanak oluşturur.
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU – Madde 389 ve 391
İhtiyati tedbirin şartları
MADDE 389- (1) Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.İhtiyati tedbir kararı
MADDE 391- (1) Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir.
Bu maddeler birlikte değerlendirildiğinde, elbirliği mülkiyetine tabi araçlarda yediemine tevdii tedbiri şu amaçlarla gündeme gelir:
- Aracın değerinin korunması (muhafaza),
- Kullanımdan kaynaklı ihtilafların büyümesinin önlenmesi,
- Üçüncü kişilere karşı işleten sorumluluğu kaynaklı telafisi güç zararların önlenmesi.

3.2. Elbirliği mülkiyetine tabi aracın yediemine alınması talebinin hukuki dayanağı ve değerlendirilmesi
Elbirliği mülkiyetine tabi aracın yediemine alınması talebi, çoğu olayda “ortaklığın giderilmesi” veya “ecrimisil” davasıyla birlikte gündeme gelir. Burada, tedbirin hukuki dayanağını doğru kurmak gerekir. Çünkü uygulamada tedbir talepleri, özellikle “alacak” davalarında “uyuşmazlık konusu” sınırına takılabilmektedir.
Bu nedenle yediemine tevdii talebinin en güçlü hukuki kurgusu şu unsurlara dayanmalıdır:
1) Uyuşmazlık konusu araçtır veya araç üzerindeki kullanım/zilyetlik bizzat çekişmelidir.
Ortaklığın giderilmesinde araç, tasfiyenin konusudur. Ecrimisilde ise aracın haksız/izinsiz kullanımı çekişme konusudur.
2) HMK m. 389 anlamında telafisi güç zarar riski somuttur.
- Aracı fiilen kullanan ortağın olası kazası, diğer ortakların üçüncü kişiye karşı müteselsil sorumluluğa muhatap edilmesi riskini doğurur.
- Aracın kaza yapması, değer kaybı ve hasar, tasfiye/satış bedelini azaltır.
- Sürekli kullanım ecrimisil alacağını büyütür; uyuşmazlığı ağırlaştırır.
3) Tedbir ölçülüdür ve amaca elverişlidir (HMK m. 391).
Yediemine tevdii, güçlü bir müdahaledir; ancak riskin boyutu (üçüncü kişiye taşan sorumluluk) dikkate alındığında ölçülülük lehine değerlendirilebilir. Alternatif tedbirler (kullanımın sınırlanması, sadece belirli kişinin kullanması) her zaman “işleten sorumluluğu riskini” ortadan kaldırmayabilir.
Bu noktada ayrıca TMK m. 702/son cümledeki “ortaklardan her birinin hakların korunmasını sağlayabileceği” hükmü; tedbir isteyen ortağın, oybirliği yokken dahi “koruma” amacıyla mahkemeye başvurma meşruiyetini güçlendirir.
3.3. Mahkemelerin bu tür taleplere yaklaşımı ve içtihatlardaki yeri
Apilex içtihat havuzunda, tedbir taleplerine dair önemli bir yaklaşım çizgisi göze çarpmaktadır: Tazminat/alacak davalarında, davalının taşınır/taşınmazlarına “ihtiyati tedbir” konulması talepleri çoğu zaman “uyuşmazlık konusu değil” gerekçesiyle reddedilebilmektedir. Bu yaklaşım, HMK m. 389’daki “uyuşmazlık konusu hakkında” ibaresinin sıkı yorumlanmasıyla ilişkilidir.
Örneğin BAM kararlarında, trafik kazası tazminat davasında davalının araç/taşınmazlarına tedbir istenmesi; uyuşmazlık konusu “para alacağı” olduğundan tedbir yerine ihtiyati haciz tartışmasına kaydırılmaktadır. Bu çizgi, elbirliği mülkiyetine tabi aracın yediemine alınması taleplerinde şu stratejik sonucu doğurur:
- Talep “alacağı güvenceye almak” gibi sunulursa reddedilme ihtimali artar.
- Talep “aracın kendisi uyuşmazlığın merkezinde; kullanım telafisi güç zarar doğuruyor” şeklinde kurgulanırsa, HMK 389-391 kapsamında daha meşru zemine oturur.
Bu kararlar, özellikle “tedbir mi haciz mi” ayrımında mahkemelerin hassasiyetini gösterir. Elbirliği mülkiyete tabi araçta yediemin tedbirinin kabul şansını artırmak için, uyuşmazlık konusunun araçla doğrudan bağlantısı ve kullanımın doğurduğu telafisi güç zarar somutlaştırılmalıdır.
4. Ortaklığın Giderilmesi ve Ecrimisil Davaları Bağlamında Risk Analizi
4.1. Ortaklığın giderilmesi davasının elbirliği mülkiyetine etkisi
Ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu), mülkiyet birliğini sona erdirerek malın aynen bölüşülmesi veya satılıp bedelinin paylaşılması sonucunu doğurur. Aracın niteliği gereği, çoğu kez “aynen taksim” mümkün değildir; bu nedenle satış ve bedelin paylaşılması öne çıkar. Bu bağlamda aracın fiilen kullanılması şu riskleri doğurur:
- Aracın kilometresi artar; yıpranma ve değer kaybı hızlanır.
- Kaza riski gerçekleşirse araç hasarlanır; satış değerini düşürür veya tamir süreçleriyle tasfiyeyi geciktirir.
- En önemlisi, üçüncü kişilere zarar verilmesi halinde KTK kapsamındaki sorumluluklar ortaklar üzerinde “yeni borçlar” olarak doğar ve tasfiyeyi zorlaştırır.
Paylı mülkiyette paylaşma rejimini düzenleyen TMK m. 698-699 hükümleri, satış ve bedelin paylaşılması modelini ortaya koymaktadır (elbirliği mülkiyetinde de tasfiye mantığı bakımından yönlendiricidir):
TÜRK MEDENİ KANUNU – Madde 698-699
Madde 698- Hukukî bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir.
(…)
Madde 699- Paylaşma, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirilir.
(…)
Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa, açık artırmayla satışa hükmolunur.
Bu çerçevede ortaklığın giderilmesi davası sürerken aracın kullanımına devam edilmesi, tasfiyenin ekonomik sonucunu bozucu etki yaratabilir; yediemin tedbiri bu nedenle “tasfiyenin sağlıklı yürütülmesi” açısından da gerekçelendirilebilir.
4.2. Ecrimisil davasının hukuki niteliği ve elbirliği mülkiyetine tabi araçlarda ecrimisil talebi
Ecrimisil, genel anlamıyla bir kişinin başkasına ait maldan (veya birlikte malik olunan maldan) haksız/izinsiz yararlanması karşılığında bir bedel ödemesini ifade eder. Elbirliği mülkiyetinde, bir ortağın diğerlerinin açık rızası olmaksızın aracı sürekli kullanması hâlinde, diğer ortaklar kullanım bedeli talebinde bulunabilir.
Araç bakımından ecrimisil hesabı; taşınmazdaki gibi basit bir kira emsali analiziyle sınırlı kalmayabilir. Aracın sınıfı, kullanım yoğunluğu, aracın ticari/hususi kullanımı, kilometre, bakım giderleri, sigorta ve vergi ödemeleri gibi unsurlar hesaba katılabilir. Buna ek olarak, kullanım devam ettikçe ecrimisil alacağı büyür; uyuşmazlık da ağırlaşır.
Bu nedenle ecrimisil davasında yediemine tevdii tedbiri:
- kullanımın sürmesini engelleyerek yeni dönem ecrimisil birikimini sınırlayabilir,
- “tek taraflı yararlanma”nın devamı nedeniyle ortaya çıkan hakkaniyetsizliği azaltabilir,
- üçüncü kişiye taşan riskleri (trafik kazası) minimize edebilir.
4.3. Bu davalar sırasında aracın kullanımı ve kaza riskinin hukuki sonuçları
Kaza riskinin hukuki sonuçları üç düzlemde değerlendirilmelidir:
1) Dış ilişki (zarar gören üçüncü kişi)
KTK m. 85-88 uyarınca zarar görenin talepleri işletene/sürücüye yönelir ve birden fazla sorumlu varsa müteselsillik gündeme gelir. Bu, elbirliği mülkiyetindeki diğer ortaklar bakımından “davaya dahil edilme” ve “tahsil baskısı” riskini büyütür.
2) İç ilişki (ortaklar arası rücu/denkleştirme)
Bir ortak, zarar görene ödeme yapmak zorunda kalırsa, kusurlu ortağa rücu etmek isteyebilir. Ancak rücu pratikte tahsil edilemeyebilir. TBK m. 72-73 zamanaşımı ve rücu sürelerini düzenler:
TÜRK BORÇLAR KANUNU – Madde 72-73
Madde 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.
(…)
Madde 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
(…)
3) Sigorta boyutu (ZMSS ve olası rücu)
Zorunlu trafik sigortası, zarar görene ödeme yapar; ancak belirli hallerde sigortacının sigortalıya/işletene rücu riski doğabilir. ZMSS Genel Şartları içinde “beyan yükümlülüğü ihlali” ve “riziko ağırlaşması” gibi durumlar rücu tartışması yaratabilmektedir. Bu nedenle, araç fiilen riskli şekilde kullanılıyorsa (yanlış beyan, kullanım amacının değişmesi vb.), sigorta rücularının diğer ortaklara yönelmesi ihtimali de teorik olarak gündeme gelebilir.

5. Hukuki Sorumluluğun Önlenmesi İçin Alınabilecek Tedbirler
5.1. İhtiyati tedbir talebi (yediemine tevdii)
5.1.1. Yediemine alma talebinin gerekçeleri ve mahkemeye sunulacak deliller
Yediemine tevdii talebinin “başarısı”, HMK m. 389’daki endişenin soyut değil somut biçimde ortaya konulmasına bağlıdır. Bu nedenle talepte şu gerekçe seti kullanılmalıdır:
- Uyuşmazlık konusu araç ve/veya araç üzerindeki zilyetlik/kullanımdır.
Ortaklığın giderilmesinde araç tasfiyenin konusudur; ecrimisilde haksız kullanım çekişme konusudur.
- Kullanım devam ederse telafisi güç zarar doğacaktır.
Burada iki zarar tipi birlikte vurgulanmalıdır: (i) Aracın değer kaybı, hasar riski; (ii) üçüncü kişilere karşı KTK işleten sorumluluğunun doğması ve müteselsil tazminat baskısı.
- Tedbir ölçülüdür, alternatifi yetersizdir.
Örneğin aracı kullanan ortak uyarılara rağmen kullanımı sürdürüyorsa, sadece “kullanma” ihtarı etkisiz kalmışsa, yediemine tevdii ölçülü hale gelir.
Yaklaşık ispat için mahkemeye sunulabilecek deliller (örnekler):
- Aracın fiilen kimde olduğuna dair kamera kayıtları, otopark kayıtları, apartman görevlisi/tanık beyanları
- HGS/OGS geçişleri, akaryakıt fişleri, servis/bakım kayıtları
- Trafik ceza kayıtları veya daha önce meydana gelen maddi hasarlı kazalara dair tutanaklar (riskin somutluğu)
- Ortaklar arasında ihtilafı gösteren ihtarnameler, mesajlaşmalar, toplantı tutanakları
- Sigorta poliçeleri ve poliçe kapsamına ilişkin belgeler (özellikle kullanım amacı tartışması varsa)
5.1.2. Tedbirin kapsamı ve süresi
Tedbir kararının icra edilebilir olması için kapsam net olmalıdır:
- Araç plakası, şasi no, motor no ile teşhis
- Aracın yediemine tevdii (yediemin otoparkı veya mahkemenin belirlediği yediemin)
- Anahtarların teslimi
- Trafikten men/fiili kullanımın engellenmesi (uygulamada çekme ve muhafaza)
- Tedbirin, esas dava sonuçlanana kadar sürmesi (mahkemenin değerlendirmesine göre)
5.1.3. Tedbirin reddi veya kaldırılması durumunda hukuki yollar
HMK m. 391/3 uyarınca, tedbir talebinin reddi gerekçeli verilir ve kanun yoluna başvurulabilir. Ayrıca, tedbirin kaldırılması/ değiştirilmesi talepleri ile ölçülülük ve yeni deliller ileri sürülebilir.
Önemli bir ayrım: Eğer mahkeme “bu bir alacak davasıdır, tedbir olmaz” yaklaşımıyla reddediyorsa, talebin hukuki niteliği ve dava konusu yeniden kurgulanmalı; gerekiyorsa ihtiyati haciz (İİK m. 257 vd.) teorik olarak tartışılmalıdır. Ancak elbirliği mülkiyete tabi araçta amaç “alacağı güvenceye almak” değil, “işleten riskini önlemek” ise HMK tedbiri doğru kulvardır; talebin dili ve gerekçesi buna göre kurulmalıdır.
5.2. Diğer hukuki önlemler
5.2.1. Ortaklar arasında kullanım sözleşmesi veya protokol
Elbirliği mülkiyetinde oybirliği sağlanabiliyorsa, en pratik önlem ortaklar arasında yazılı bir protokol yapılmasıdır. Protokol, üçüncü kişiye karşı KTK sorumluluğunu tümüyle ortadan kaldırmaz; ancak “işletenin fiilen kim olduğu”, “kullanımın hangi koşullarda verildiği” ve “kaza halinde iç ilişki rücu düzeni” açısından güçlü delil yaratır. Protokolde şu başlıklar mutlaka yer almalıdır:
- Kullanım günleri/saatleri ve kullanım amacı (hususi–ticari ayrımı)
- Bakım, sigorta, vergi, muayene giderlerinin paylaşımı
- Kaza halinde sigorta süreçlerinin yönetimi (kim bildirecek, kim takip edecek)
- Kaza sonucu doğacak tazminatlarda iç ilişki rücu ve tazmin taahhüdü
- Aracın üçüncü kişilere kullandırılması yasağı, şehir dışına çıkarma sınırlaması vb.
5.2.2. Aracın sigortalanması ve sigorta poliçesinin kapsamı
Yediemine tevdii mümkün değilse veya mahkeme tedbiri reddederse, riskin finansal sonuçlarını azaltmak için sigorta katmanı güçlendirilebilir:
- Zorunlu trafik sigortasının güncel ve doğru beyanlarla sürdürülmesi
- İhtiyari mali mesuliyet (IMM) teminatı eklenmesi
- Kasko poliçesi ve sürücü kapsamının açık belirlenmesi
- “Kullanan kişinin riskli sürücü olması” (alkol, ehliyet sorunları, ticari kullanım) gibi olgular varsa, poliçenin buna uygun düzenlenmesi
Bu strateji, işleten riskini hukuken ortadan kaldırmaz; ancak gerçekleşen zararların “ortakların kişisel malvarlığına” sirayetini azaltabilir.
5.2.3. Ortaklığın giderilmesi davasının hızlandırılması / aracın satışının talep edilmesi
Riskin süreyle doğru orantılı olduğu unutulmamalıdır. En etkili risk azaltma yollarından biri, ortaklığın giderilmesi davasının usul ekonomisine uygun biçimde yürütülmesi ve aracın satışının hızlandırılmasıdır. Araç, bölünemeyen mal niteliği taşıdığından satış çoğu zaman en gerçekçi çözümdür.
5.2.4. Kullanım hakkının devri/kiralanması gibi alternatif çözümler
Oybirliği sağlanabiliyorsa:
- Aracın üçüncü bir kişiye/şirkete profesyonel olarak kiralanması (sigortalı, kayıtlı kullanım)
- Aracı kullanan ortağın diğer ortakların haklarını devralması (satın alma)
- Aracın satılıp bedelin paylaşılması
kalıcı çözümlerdir. Bu seçenekler, tedbire kıyasla daha “nihai” ve daha az ihtilaf doğuran sonuçlar üretebilir.
6. Yargıtay İçtihatları ve Doktrindeki Görüşler
6.1. Emsal karar çizgileri
Bu makale bakımından iki içtihat çizgisi önemlidir:
1) Trafik kazası sorumluluğunda müteselsillik:
Yargıtay 4. HD’nin (Apilex’te yer alan) kararında KTK’nın müteselsillik esasını benimsediği açıkça ifade edilir. Bu, ortakların “dış ilişkide birlikte sorumluluk” riskini büyütür ve koruma tedbirlerini anlamlı kılar.
2) Tedbirin “uyuşmazlık konusu” sınırı:
BAM kararlarında, özellikle tazminat/alacak davalarında davalının malvarlığına tedbir konulmasının “uyuşmazlık konusu değil” gerekçesiyle reddedilebildiği görülmektedir. Bu nedenle, yediemine tevdii talebi aracın bizzat uyuşmazlık konusu olduğu (ortaklığın giderilmesi/ecrimisil) davalarda daha doğru zemine oturtulmalıdır.
6.2. Doktrindeki görüş ayrılıkları (özet değerlendirme)
Doktrinde tartışmalar genellikle üç eksende yoğunlaşır:
- İşletenin tespitinde fiili hâkimiyet–ekonomik yararlanma kriterleri:
KTK m. 3, fiili işletenin ispatla öne çıkarılmasına izin verir. Bu, elbirliği mülkiyetinde aracı fiilen ve sürekli kullanan ortağın “işleten” sayılmasını güçlendirebilir. Ancak ispat güçlüğü nedeniyle üçüncü kişi çoğu zaman tescilde görünen kişilere de yönelir.
- Elbirliği mülkiyetinde oybirliği kuralı ile fiili kullanımın çatışması:
Bir ortağın tek taraflı kullanımının “haksız yararlanma” niteliği arttıkça, diğer ortakların “işleten” sayılması hakkaniyete aykırı görülebilir. Ancak KTK’nın üçüncü kişi lehine koruma amacı, dış ilişkide hakkaniyet tartışmasını sınırlayabilir; bu nedenle iç ilişkide ecrimisil ve rücu mekanizmaları önem kazanır.
- Yediemine tevdii tedbirinin ölçülülüğü:
Aracın tamamen kullanımdan kaldırılması ağır bir müdahaledir. Bu nedenle mahkeme, somut risk göstergeleri arayabilir. Somut risk göstergeleri (kontrolsüz kullanım, önceki kazalar/cezalar, yoğun ticari kullanım, ihtilafın yüksek olması, aracın değer kaybı riski) arttıkça yediemine tevdii daha ölçülü kabul edilebilir.
7. Apilex ile Elbirliği Mülkiyeti
Elbirliği mülkiyetine tabi bir aracın, ortaklık uyuşmazlıkları (ortaklığın giderilmesi/ecrimisil) sürerken ortaklardan biri tarafından fiilen kullanılmaya devam etmesi; hem ortaklar arası yararlanma dengesini bozmakta hem de KTK kapsamında işleten sorumluluğu nedeniyle üçüncü kişilere karşı ciddi bir mali risk doğurmaktadır. KTK sisteminin trafik kazalarında müteselsil sorumluluğu benimsemesi, “kazayı ben yapmadım” savunmasını dış ilişkide zayıflatabilir ve diğer ortakları da fiilen takip tehdidi altına sokabilir.
Bu riskin doğmasını önlemek veya azaltmak için, HMK m. 389 ve 391 hükümlerine dayanılarak aracın ihtiyati tedbir yoluyla yediemine tevdii talep edilmesi; aracın bizzat uyuşmazlık konusu olduğu davalarda (ortaklığın giderilmesi/ecrimisil) güçlü bir koruma aracı olarak öne çıkar. Bununla birlikte uygulamada “tedbir–haciz ayrımı” ve “uyuşmazlık konusu” sınırı nedeniyle, talebin alacağı teminat şeklinde değil, aracın kullanımından doğan telafisi güç zarar (değer kaybı + üçüncü kişiye karşı KTK riski) üzerinden kurgulanması gerekir.
Tek başına tedbir yeterli olmayabilir: kullanım protokolü, sigorta kapsamının güçlendirilmesi, ortaklığın giderilmesi sürecinin hızlandırılması ve satış gibi çözümler birlikte değerlendirilerek çok katmanlı bir risk yönetimi yapılmalıdır. Özellikle, üçüncü kişiye taşan işleten sorumluluğu riski “telafisi güç zarar” niteliği taşıdığından, yediemine tevdii talebi uygun delillerle desteklenirse güçlü bir hukuki koruma aracı olabilir.


Bir yanıt yazın