İkamet İzni Reddi Sonrası 10 Günlük Türkiye’den Çıkış Süresi: Hukuki Nitelik, Sonuçlar ve Yürütmenin Durdurulması Kararının Etkisi

İkamet İzni Reddi Sonrası 10 Günlük Türkiye’den Çıkış Süresi, Hukuki Nitelik, Sonuçlar ve Yürütmenin Durdurulması Kararının Etkisi

yazar:

kategori:

1. Giriş

Türkiye’de yabancıların ikamet rejimi, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (“YUKK”) ve ikincil düzenlemeler (özellikle YUKK Uygulama Yönetmeliği) ile belirlenen, idare hukuku ve göç hukukunun kesişiminde yer alan karma bir alandır. İkamet izni başvurusunun reddi, yalnızca bir idari karar olmanın ötesinde, yabancının ülkede kalışının “yasal statü” temelini zayıflatan veya ortadan kaldıran bir sonuç doğurur. Bu nedenle ret kararları, sıklıkla “Türkiye’yi terk” beklentisiyle birlikte tesis edilmekte; uygulamada yabancıya “10 gün içinde Türkiye’den çıkış yapması” yönünde bir süre tanındığı görülmektedir.

Bu çalışmada, ikamet izni başvurusunun reddinden sonra uygulamada gündeme gelen 10 günlük çıkış süresinin (i) hukuki niteliği, (ii) sürenin kaçırılmasının doğurabileceği yaptırımlar ve (iii) idari yargıda yürütmenin durdurulması (“YD”) kararı alınması hâlinde sürenin akıbeti, mevzuat–içtihat–uygulama üçlüsü içinde sistematik olarak incelenecektir. Ayrıca, YD kararının sınır dışı etme kararına karşı başvuru rejiminden farkı ve olası senaryolarda yabancının hukuki durumunun nasıl şekilleneceği tartışılacaktır.

2. İkamet İzni Reddi ve Türkiye’den Çıkış Süresi

2.1. İkamet izni reddi işlemi ve tebliğin hukuki anlamı

İkamet izni talebinin reddi, idare tarafından tesis edilen ve hukuki sonuç doğuran bir idari işlemdir. Ret kararının hukuki etkileri bakımından kritik eşik, işlemin muhatabına “usulüne uygun şekilde” bildirilmesidir. Nitekim YUKK m.25/2, ikamet izni talebinin reddi (aynı zamanda uzatılmaması veya iptali) kararlarının yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğini öngörür. Bu tebligatın ayırt edici yönü, salt kararın bildirilmesiyle sınırlı olmaması; yabancının “itiraz haklarını etkin şekilde nasıl kullanacağı” ve “diğer yasal hak ve yükümlülükleri” hakkında da bilgi içermesi gerektiğinin açıkça düzenlenmesidir.

Bu çerçevede ret tebligatı, iki yönlü bir fonksiyon görür: (i) yabancının ülke içinde kalışına ilişkin hukuki statüsünü etkileyen idari sonucun bildirilmesi ve (ii) yargısal başvuru yollarının etkin kullanılmasını sağlayacak bilgilendirme. Dolayısıyla uygulamada ret tebligatına “10 gün içinde çıkış yap” şeklinde bir ihtarın eklenmesi, sıradan bir idari uyarı değil, yabancının hak arama özgürlüğünün fiilen kullanılabilirliğini de etkileyen bir işlem bütününün parçasıdır.

2.2. “10 gün” uygulamasının hukuki dayanağı: kanuni süre mi, idari ihtar mı?

“10 gün içinde Türkiye’den çıkış” ifadesi, mevzuatta doğrudan ve açık biçimde özellikle YUKK m.54/1-j bağlamında yer alır. Söz konusu bent, ikamet izni “uzatma” başvuruları reddedilenlerden, on gün içinde Türkiye’den çıkış yapmayanlar hakkında sınır dışı etme kararı alınacağını düzenler. Bu nedenle, “10 gün” kuralının en net kanuni temeli, uzatma başvurusunun reddi senaryosudur.

Bununla birlikte uygulamada ilk defa ikamet izni başvurusu reddedilen yabancılara da “10 gün içinde çıkış” ihtarı yapılabildiği görülmektedir. Bu noktada iki ihtimal ortaya çıkar:

1) Dar yorum: YUKK m.54/1-j lafzen “uzatma başvurusu reddi” ile sınırlıdır. İlk başvuru reddine aynı sürenin otomatik uygulanması, her somut olayda ayrıca dayanaklandırılmalıdır.

2) İşlevsel yorum: İlk başvuru reddedilse dahi, yabancının vize/vize muafiyeti süresi bitmiş olabilir; kişi, ret ile birlikte yasal kalış temelini kaybedebilir ve idare bunu “çıkış” beklentisine bağlayabilir. Bu durumda 10 gün, kanunda açıkça yazılı bir süre olmaktan çok, idarenin göç yönetimi içinde tanıdığı “uyum/terk hazırlığı” süresi niteliğine bürünebilir.

Bu ayrım, YD kararının 10 gün üzerindeki etkisini analiz ederken belirleyicidir. Çünkü YD’nin kapsamı, dava konusu edilen işlemin ve ona bağlı sonuçların niteliğine göre belirlenir. Kanundan doğan bir “eşik” ile idarenin belirlediği “ihtar süresi” aynı şekilde değerlendirilemeyebilir.

2.3. Sürenin başlangıcı ve hesaplanması

YUKK m.54/1-j’de “on gün içinde çıkış yapmayanlar” ifadesi, süre başlangıcını açıkça “tebliğ tarihi” olarak formüle etmez; ancak idari işlemler hukukunda ve YUKK m.25/2’nin tebliği merkezî konumlandırması nedeniyle, sürenin genellikle tebliğden itibaren işletilmesi beklenir. Uygulamada da ret tebliğinde “10 gün”ün hangi tarihten itibaren başladığı belirtilir.

Burada önemli bir teknik sorun şudur: Aynı olayda (i) ikamet izni reddi, (ii) ikamet izninin iptali/uzatılmaması, (iii) sınır dışı kararı ve (iv) “Türkiye’yi terke davet” belgesi gibi farklı işlemler bir arada bulunabilir. Bu hâllerde “10 gün”ün hangi işlemle bağlantılı olduğu ve başka sürelerle (örneğin sınır dışı kararındaki 15–30 günlük terke davet süresi) çakışıp çakışmadığı dikkatle ayrıştırılmalıdır. Sürelerin hatalı uygulanması, işlemin hukuka uygunluğunu tartışmalı hâle getirebileceği gibi, yabancının yanlış yönlendirilmesine de yol açabilir.

2.4. 10 günün kaçırılmasının muhtemel sonuçları

10 gün içinde çıkış yapılmaması, olayın türüne göre farklı yaptırımları tetikleyebilir. Bunlar üç eksende özetlenebilir:

(i) Sınır dışı etme kararı riski:
Uzatma başvurusu reddi hâlinde YUKK m.54/1-j, 10 gün içinde çıkmamanın doğrudan sınır dışı sebebi olacağını düzenler. Bunun yanı sıra yabancının vize/ikamet süresi ihlali, ikamet izninin iptali gibi başka bentler üzerinden de sınır dışı sürecine girmesi mümkündür.

(ii) Türkiye’ye giriş yasağı riski:
YUKK Uygulama Yönetmeliği m.8(b)-(c), vize/ikamet süresi ihlalinin “10 günden fazla” olması hâlinde, yabancının kendiliğinden çıkış iradesi göstermesine ve ihlale bağlı harç/cezaları ödemesine göre giriş yasağının süresinin sınırlandırılabileceğini veya hiç uygulanmayabileceğini öngörür. Bu düzenleme, 10 gün eşiğinin uygulamada “ihlalin ağırlığı” bakımından kritik bir sınır olduğuna işaret eder.

(iii) Mali yaptırımlar ve idari sonuçlar:
Uygulama Yönetmeliği m.8(b)-(c)’nin sistematiği, ihlale bağlı harç/cezaların ödenmesini ölçülülük bağlamında bir kriter olarak kullanır. Dolayısıyla 10 günün aşılması, yalnızca “sınır dışı” riskini değil, aynı zamanda “giriş yasağı ve mali külfet” riskini de artıran bir faktör olarak değerlendirilmelidir.

3. İdari Yargı Süreci ve Yürütmenin Durdurulması (YD)

3.1. İkamet izni reddine karşı dava açma hakkı

İkamet izni reddi idari işlem olduğundan, idari yargıda iptal davasına konu edilebilir. Bu aşamada genel usul rejimi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (“İYUK”) hükümleriyle belirlenir. Uygulamada, ret işlemi tebliğ edildikten sonra süresi içinde iptal davası açılması ve çoğu olayda ayrıca YD talebinde bulunulması, yabancının fiilen ülkede kalabilmesi açısından kritik önem taşır.

Burada iki kavramın ayrımı önemlidir: (i) davanın açılması ile işlemin kendiliğinden durması ve (ii) YD kararı ile işlemin icrasının geçici olarak askıya alınması. İkamet izni reddi işlemleri bakımından genel kural, davanın açılmasının işlemi kendiliğinden durdurmamasıdır. Bu nedenle, yabancı açısından YD talebi çoğu durumda “fiili koruma” sağlayan temel araçtır.

3.2. YD kurumunun amacı ve şartları (genel çerçeve)

YD, idari işlemin uygulanması hâlinde doğacak zararların, dava sonunda iptal kararı verilse bile telafi edilemeyecek derecede ağırlaşmasını önlemeyi hedefleyen geçici hukuki korumadır. İdare hukukunda YD’nin iki temel şart üzerinden kurulduğu kabul edilir:

  • İşlemin “açıkça hukuka aykırı” olması,
  • İşlemin uygulanması hâlinde “telafisi güç veya imkânsız zarar” doğması.

İkamet izni reddi davalarında “telafisi güç zarar” unsuru, çoğu zaman yabancının somut hayat koşullarına dayanır: aile birliği, çocukların eğitim düzeni, tedavi süreçleri, Türkiye’de yerleşik yaşamın korunması, iş sözleşmesi ve ekonomik düzenin bozulması gibi etkiler bu kapsamda tartışılır. “Açık hukuka aykırılık” ise ret gerekçesinin somutlaştırılmaması, kişisel durumun değerlendirilmemesi, başvurunun eksik inceleme ile reddedilmesi veya kanuni ölçütlerin hatalı uygulanması gibi iddialar üzerinden inşa edilir.

3.3. İdari düzeyde “icranın ertelenmesi” imkânı ve YD ile ilişkisi

YUKK Uygulama Yönetmeliği m.22/18, Türkiye içinden yapılan ikamet izni talebinin reddi/uzatılmaması/iptali süreçlerinde yabancının Türkiye’deki aile bağları, ikamet süresi, menşe ülke durumu ve çocuğun yüksek yararı gibi unsurların göz önünde bulundurulacağını; ayrıca kararın icrasının ertelenebileceğini düzenler. Bu hâlde yabancıya harca tabi olmayan ve 1 ay süreyle kalma hakkı sağlayan bir belge verilebilmekte, devam eden gereklilik hâlinde belgenin süresi uzatılabilmektedir.

Bu hüküm, YD kurumundan farklı olarak “idarenin kendi içinde” geçici koruma sağlamasına imkân tanır. Uygulamada ret sonrası 10 günlük süre baskısı yaşanırken, aynı zamanda m.22/18 kapsamında idareden icranın ertelenmesi talep edilebilmesi, “yargıya başvuru + idari erteleme” şeklinde çift kanallı bir koruma stratejisi kurulmasına izin verir.

4. YD Kararının 10 Günlük Çıkış Süresine Etkisi

4.1. YD’nin idari işlemin icra edilebilirliğini askıya alması ilkesi

YD kararı, dava konusu işlemin uygulanmasını geçici olarak durdurur. İkamet izni reddi hakkında YD kararı verilmesi, ret işleminin “icrai” etkilerini askıya alır. Bu kapsamda, ret kararına dayanılarak yabancıya “10 gün içinde çıkış yap” yönünde yüklenen fiili baskının hukuki zemini zayıflar. Özellikle 10 günün ret tebligatına eklenmiş idari ihtar niteliği taşıdığı senaryolarda, YD kararının bu ihtarın uygulanmasını da etkisizleştirdiği kabul edilmelidir.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır: YD’nin kapsamı, yalnızca dava konusu edilen işlemin icrasını durdurur. İdare, farklı bir hukuki sebebe dayanarak yeni bir işlem tesis ederse (örneğin ayrıca sınır dışı kararı), bu yeni işlem ayrıca değerlendirilmelidir.

4.2. 10 gün “durur mu”, “yeniden mi başlar”, “hükümsüz mü olur”?

Bu sorunun tek bir cevabı yoktur; çünkü 10 günün hukuki niteliği farklılaşabilir:

(i) 10 günün doğrudan YUKK m.54/1-j’deki eşik olarak uygulandığı hâl (uzatma reddi):
Eğer dava konusu edilen işlem “uzatma reddi” ise ve mahkeme bu işlem hakkında YD kararı vermişse, uzatma reddinin doğurduğu sonuçlar askıda olacağından, 10 gün eşiğinin işletilmesinin de askıya alınması beklenir. Bu, mantıken şu sonuca götürür: YD varken “10 gün doldu, sınır dışı sebebi doğdu” argümanı, işlem askıda olduğundan hukuki dayanaktan yoksun kalır.

(ii) 10 günün idari ihtar niteliğinde olduğu hâl (özellikle ilk başvuru reddi pratiği):
Bu senaryoda YD, ret işleminin icrasını durdurduğu için “ihtarın” yaptırım tehdidi de askıya alınmış kabul edilir. Ancak yabancının vize/vize muafiyeti süresi bitmişse, idare bu kez “bağımsız ihlal” gerekçeleriyle işlem tesis etmeye çalışabilir. Bu nedenle YD kararı, çoğu zaman tek başına değil; somut olayın statü ve süreleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

(iii) Ret işlemine paralel/sonradan bir sınır dışı kararı tesis edilmişse:
Bu durumda yabancının fiili kaderini belirleyen ana işlem çoğu zaman sınır dışı kararıdır. Sınır dışı kararına karşı açılan davalarda YUKK m.53/3 özel bir rejim öngörür: dava açma süresi içinde veya dava açılmışsa yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı, rızası yoksa sınır dışı edilemez. İçtihatlarda da YUKK m.53/3 hükmünün “yargılama süresince sınır dışı etmeme” güvencesi özellikle vurgulanmaktadır.

Bu üçlü ayrım, pratikte şu ilkeyi ortaya koyar: YD’nin 10 gün üzerindeki etkisi, 10 günün “hangi işlemin eki” olduğuna ve olayda “sınır dışı” gibi ek işlemlerin bulunup bulunmadığına göre değişir.

4.3. YD sonrası yabancının hukuki statüsü: “düzenli kalış” tartışması

YD kararı, ikamet izni verilmiş olduğu anlamına gelmez; ancak ret işleminin icrasını askıya alması nedeniyle yabancının “salt ret nedeniyle” düzensiz statüye itilmesi tartışmalı hâle gelir. Bu noktada iki katmanlı bir görünüm ortaya çıkar:

  • YD ile sağlanan “fiilen kalabilme” (idarenin işlem icrasını yapamaması nedeniyle),
  • Göç idaresi uygulamasında “belgelendirilebilir düzenli statü” ihtiyacı.

Bu nedenle YD alınması, çoğu zaman yabancının günlük hayattaki işlemlerinde (kayıt, sağlık, eğitim, bankacılık vb.) yeterli pratik güvence sağlamayabilir. İşte bu noktada Yönetmelik m.22/18’deki 1 aylık belge ve icranın ertelenmesi mekanizması, YD ile birlikte tamamlayıcı bir rol oynayabilir.

4.4. YD varken çıkış yapmak gerekir mi? Sınır dışı edilebilir mi?

YD verilen bir ikamet reddi dosyasında, ret işlemi icra edilemeyeceğinden yabancının “bu ret nedeniyle” derhal çıkışa zorlanmaması gerekir. Bununla birlikte idarenin yeni bir işlem tesis etmesi (özellikle sınır dışı kararı) hâlinde, ayrıca yeni işlem özelinde hukuki koruma yolları gündeme gelir.

Sınır dışı kararı bakımından ise YUKK m.53/3’ün koruması belirleyicidir: yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya dava açılmışsa yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilemez. Danıştay kararlarında ve Anayasa Mahkemesi karar metinlerinde YUKK m.53/3’ün bu yönü açıkça aktarılmaktadır. Bu nedenle, YD olmasa dahi sınır dışı kararına karşı yargı yoluna başvurunun sınır dışı etmeyi durdurucu bir özel etki doğurduğu kabul edilmelidir.

5. Pratik Uygulama ve Olası Senaryolar

5.1. YD kararı alınana kadar geçen süre: “en riskli dönem”

Ret tebligatı ile mahkemenin YD hakkında karar vermesi arasında geçen süre, yabancı açısından en yüksek riskli dönemdir. Bu aralıkta yabancı; ülkeden çıkış baskısı, ihlal gün sayısının artması, giriş yasağı riskinin büyümesi, uzatma reddi dosyalarında ise YUKK m.54/1-j üzerinden sınır dışı sürecine çekilme gibi olumsuzluklarla karşılaşabilir.

Bu nedenle pratikte şu stratejiler öne çıkar: (i) iptal davası ile birlikte ivedi YD talebi, (ii) aynı zamanda Yönetmelik m.22/18 kapsamında idareden icranın ertelenmesi ve geçici belge talebi, (iii) ihlal varsa yönetmelik m.8(b)-(c) sistematiğine uygun biçimde “kendiliğinden çıkış” niyetinin gösterilmesi ve mali yükümlülüklerin yönetilmesi (somut olayın menfaat dengesine göre).

5.2. YD alındıktan sonra süreç: idarenin yeniden değerlendirmesi ve fiili korunma

YD kararı, idareyi çoğu zaman ret gerekçelerini daha güçlü temellendirmeye, eksik incelemeleri tamamlamaya veya kişisel durum değerlendirmesini yeniden yapmaya iter. Bununla birlikte YD, idareye otomatik olarak ikamet izni verme yükümlülüğü doğurmaz; sadece işlemin icrasını askıya alır. Bu nedenle yabancının statüsünü fiilen sürdürebilmesi için, YD kararının kapsamı ve idarenin uygulama refleksi çok önemlidir.

Yönetmelik m.22/18 ile YD arasındaki pratik bağ burada tekrar görünür: özellikle çocuğun yüksek yararı veya aile bağları gibi üstün menfaatlerin varlığında idare, icrayı erteleyerek yabancıya geçici belge vermek suretiyle fiili korunmayı daha görünür hâle getirebilir.

5.3. YD talebinin reddi veya YD alınamaması

YD reddedildiğinde, ret işlemi icra kabiliyetini korur ve yabancı açısından “10 gün” baskısı yeniden etkin hâle gelir. Bu durumda yabancının iki temel risk alanı vardır: (i) ülkede kalmaya devam ederse vize/ikamet ihlali büyüyebilir, giriş yasağı ve mali yaptırımlar ağırlaşabilir; (ii) çıkış yaparsa açılmış olan davanın menfaat koşulu ve fiili sonucu tartışmalı hâle gelebilir.

Bu ikilem, ikamet reddi uyuşmazlıklarında YD’nin neden “hayati” bir araç olduğuna işaret eder: YD, yargısal denetimin etkili olabilmesi için fiili koşulu sağlar. Aksi hâlde dava, pratikte yabancı ülkeyi terk etmek zorunda kaldığı için “etkisiz” bir hak arama yoluna dönüşebilir.

5.4. Vize ihlali, kaçak statüsü ve YD’ye etkisi

Vize/ikamet ihlali, YD değerlendirmesinde iki yönlü etki doğurabilir: bir yandan sınır dışı ve giriş yasağı tehdidi telafisi güç zarar unsurunu güçlendirebilir; diğer yandan kamu düzeni ve göç yönetimi gerekçeleriyle idarenin savunmasını güçlendirebilir. Bu nedenle ihlal olgusunun YD lehine mi aleyhine mi sonuç doğuracağı, yabancının kişisel koşullarına, ihlalin niteliğine, iyi niyet göstergelerine ve idarenin ret gerekçesinin hukuka uygunluğuna göre değişir.

Yönetmelik m.8(b)-(c) bağlamında “kendiliğinden çıkış” iradesi ve yükümlülüklerin yerine getirilmesi, ölçülülük tartışmalarında dolaylı önem taşıyabilir. Ancak her somut olayda öncelikli mesele, ret kararının ve varsa bağlantılı işlemlerin hukuka uygunluğudur.

6. İçtihat ve Mevzuat Işığında Değerlendirme

Bu konuda içtihatların en net çizdiği sınır, sınır dışı kararına karşı yargı yolunun “durdurucu” etkisidir. YUKK m.53/3, dava açma süresi içinde veya dava açılmışsa yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancının (rızası yoksa) sınır dışı edilemeyeceğini düzenler. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında bu hüküm, yargısal koruma mekanizmasının temel güvencesi olarak aktarılmaktadır.

Bu içtihat çizgisi, ikamet reddi sonrası 10 gün uygulamasının pratikte çoğu zaman sınır dışı sürecine bağlandığını göstermektedir: ikamet reddi tek başına değil, çoğunlukla “sınır dışı riskini artıran” bir eşik işlem olarak çalışmaktadır. Dolayısıyla 10 günün “akıbete etkisi”, yalnız ret işlemi üzerinden değil; retin sınır dışı, giriş yasağı ve ihlal yönetimi gibi ikincil işlemlere evrilme potansiyeli üzerinden okunmalıdır.

7. Sonuç

İkamet izni reddi sonrası uygulamada gündeme gelen 10 günlük Türkiye’den çıkış süresi, her zaman tek tip bir hukuki niteliğe sahip değildir. Mevzuatta 10 günlük eşik özellikle YUKK m.54/1-j’de, ikamet izni uzatma başvurusu reddedilenler için sınır dışı sebebi olarak düzenlenmiştir. Bunun dışında 10 gün, bazı dosyalarda idari ihtar niteliğinde kullanılabilmekte ve yabancının statü kaybı ile fiili çıkış baskısı arasında bir “uyum süresi” gibi işletilebilmektedir.

İdari yargıda YD kararı alınması hâlinde, YD’nin temel etkisi dava konusu edilen işlemin icrasını askıya almaktır. Bu nedenle YD, 10 günün ret işlemine bağlı sonuçlarını (ve retin icrasını) etkisizleştirebilir. Ancak olayda ayrıca sınır dışı kararı varsa, yabancının fiili durumunu çoğu zaman YUKK m.53/3’teki özel koruma rejimi belirler: yargı yoluna başvurulduğunda (rızası yoksa) yabancının yargılama sonuna kadar sınır dışı edilememesi, göç hukukunda en güçlü geçici koruma katmanlarından biridir.

Sonuç olarak, 10 günlük sürenin hukuki niteliği ve YD kararının bu süreye etkisi, “hangi işlem”, “hangi statü”, “hangi ihlal” ve “hangi ek işlem seti” sorularına somut cevaplar verilerek belirlenmelidir. Uygulamada hatalı süre işletimleri ve eksik bilgilendirmeler, yargısal denetimde hem usul hem de esas yönünden önemli tartışmalar yaratabilmektedir.

8. Göç Hukuku Süreçlerinde Dijital Hukuki Destek ve Apilex.ai

İkamet izni reddi sonrasında ortaya çıkan 10 günlük çıkış süresi gibi uygulamalar; işlem türüne (ret / uzatmama / iptal), yabancının mevcut statüsüne (vize süresi, ihlal durumu) ve eş zamanlı başka idari işlemlerin (terke davet, sınır dışı kararı, giriş yasağı) bulunup bulunmadığına göre farklı hukuki sonuçlar doğurabilmektedir. Bu çok katmanlı yapı içinde, mevzuat hükümlerinin doğru yorumlanması kadar uygulamadaki işlem kombinasyonlarının ve sürelerin de dikkatle takip edilmesi gerekir.

Bu tür süreçlerde, mevzuat ve içtihat çerçevesinin daha hızlı ve sistematik biçimde analiz edilebilmesi amacıyla geliştirilen dijital hukuk araçları giderek daha yaygın kullanılmaktadır. apilex.ai, özellikle idare hukuku ve göç hukuku gibi prosedür yoğun alanlarda, kullanıcıya mevzuata dayalı açıklamalar sunmayı ve olası senaryoların daha anlaşılır şekilde değerlendirilmesine yardımcı olmayı hedefleyen bir yapay zeka hukuk asistanıdır.

apilex.ai üzerinden; ikamet izni reddi sonrası başvuru yolları, yürütmenin durdurulması talebinin sonuçları, idari icranın ertelenmesi gibi mekanizmalar ve olası risk alanları hakkında mevzuat temelli bir ön değerlendirme alınması mümkündür.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir