İş Kazası Niteliğindeki Darp Olaylarında Ceza Dosyasının Rücu ve Tazminat Davalarına Etkisi

İş Kazası Niteliğindeki Darp Olaylarında Ceza Dosyasının Rücu ve Tazminat Davalarına Etkisi, 7 Maddede: Delil Değeri ve Bekletici Mesele Sorunu

yazar:

kategori:

1. Giriş

İş kazası kavramı, klasik olarak “işin görülmesi sırasında meydana gelen ani ve dıştan gelen olaylar” üzerinden düşünülse de modern çalışma hayatında işyerinde psikososyal riskler, şiddet, mobbing ve doğrudan fiziksel saldırı (darp) olayları giderek daha görünür hale gelmiştir. Bu nedenle “darp olayının iş kazası sayılması mümkün müdür?” sorusu, sadece sosyal güvenlik hukuku bakımından gelir/ödenek bağlanıp bağlanmayacağını değil; aynı zamanda işverenin sorumluluğu, SGK’nın rücu imkânı, kusur ve illiyet bağının kurulması ve nihayet ceza dosyasının hukuk yargılamasında nasıl kullanılacağı meselelerini gündeme getirir.

Darp olaylarının iş kazası niteliği kazanmasının tipik şartları,5510 sayılı Kanun m.13’teki bağlam kriterleri etrafında şekillenir: olayın işyerinde gerçekleşmesi, işin yürütümü nedeniyle meydana gelmesi, görevle başka yere gönderilme sırasında olması veya işverence sağlanan taşıtla gidiş geliş sırasında ortaya çıkması gibi. Darp fiili “üçüncü kişinin suçu” olsa bile, eğer olay 5510 m.13’teki bağlamlardan birinde meydana gelmiş ve sigortalıyı bedenen/ruhen engelli hâle getirmişse, sosyal güvenlik sistemi bakımından iş kazası olarak nitelendirilebilir.

Konunun hukuki önemi, özellikle iki düzlemde yoğunlaşır:

  1. Çifte yargılama ve dosya trafiği: Aynı olay hakkında ceza soruşturması/kovuşturması yürütülürken, paralel şekilde SGK idari süreci, iş kazası tespiti davaları, rücu davaları ve işçinin maddi-manevi tazminat davaları gündeme gelebilir.
  2. Delil rejimi ve bağlayıcılık tartışmaları: Ceza yargılamasındaki “şüpheden sanık yararlanır” standardı ile hukuk yargılamasındaki “hakimin vicdani kanaati/ispat ölçüsü” farklıdır. TBK m.74 bu farklılığı normatif düzeyde kabul ederken, Yargıtay içtihatları ceza kararının maddi vakıa tespiti yönünden hukuk hakimini bağlayabildiği ekseninde bir denge kurar.

Bu makalede, darp olaylarının iş kazası sayılması koşulları, işverenin sorumluluğunun çerçevesi ve ceza dosyasının rücu ve tazminat davalarındaki rolü; özellikle delil değeri ve HMK m.165 bekletici mesele bakımından akademik bir bütünlük içinde ele alınacaktır.

2. İş Kazası Niteliğindeki Darp Olaylarının Hukuki Çerçevesi

2.1.5510 sayılı Kanun kapsamında iş kazası tanımı ve darp olayları

5510 sayılı Kanun m.13, iş kazasını “sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olay” olarak tanımlarken, olayın gerçekleştiği yer/zaman/iş ilişkisi bağlamını bentler halinde saymıştır. Bu noktada darp olaylarının değerlendirilmesi için üç basamaklı bir test önerilebilir:

  • Bağlam testi (m.13 bentleri): Darp işyerinde mi? İşin yürütümü nedeniyle mi? Görevle gönderilme sırasında mı? İşverence sağlanan servis/araçta mı?
  • Zarar testi: Olay sigortalıyı bedenen veya ruhen engelli hâle getirmiş mi? (Geçici iş göremezlik de dahil.)
  • Nedensellik/uygun illiyet: Darp fiili ile zarar arasında uygun illiyet bağı var mı?

Darp olaylarında en çok tartışılan nokta, olayın “kişisel husumet” mi yoksa “iş ilişkisi kaynaklı risk” mi olduğu sorusudur. Ancak 5510 m.13, kavramsal olarak “failin motivasyonunu” değil, olayın meydana geldiği hukuki bağlamı öne alır. Bu nedenle sırf saldırının arkasında kişisel husumet bulunması, olayın mutlaka iş kazası sayılmasını engellemez; fakat illiyet ve kusur tartışmalarını etkileyebilir.

2.2. İşverenin iş sağlığı ve güvenliği sorumlulukları ve kusurun tespiti

Mevzuat setiniz içinde 4857 sayılı İş Kanunu m.77’nin mülga olduğu (6331 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırıldığı) görülmektedir. Bu, teknik olarak “4857 m.77’den doğan yükümlülük” yerine güncel sistemde 6331 sayılı İSG Kanunu ve ikincil düzenlemelerin esas alınması gerektiğini gösterir. Ne var ki, eldeki resmi metin setinde 6331 sayılı Kanun yer almamakla birlikte, Yargıtay’ın iş kazalarında kusur tespitine yaklaşımı; “işverenin koruma tedbiri alma ödevi” ve “işçinin tedbirlere uyma yükümlülüğü” ayrımı üzerinden kurulmaktadır.

Bu bağlamda darp olaylarında işveren kusuru çoğunlukla şu noktalarda tartışılır:

  • Önleme organizasyonu: İşyerinde şiddet riskine ilişkin prosedür, güvenlik görevlisi, giriş-çıkış kontrolü, kamera, kriz yönetimi.
  • Gözetim ve denetim: Özellikle daha önce şiddet eğilimi gösteren çalışanlar/ziyaretçiler hakkında işverenin önlem alıp almadığı.
  • Çalışma düzeni: TBK m.66/3’teki “işletme çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olup olmadığı” ölçütü.

Bu kusur tespiti çoğu zaman ceza dosyasındaki olgularla (kamera görüntüsü, tanık, adli rapor, olay tutanağı, kolluk tespitleri) yakından bağlantılıdır.

2.3. TBK ve İş Kanunu çerçevesinde işverenin sorumluluğu

Darp olayında üç olası sorumluluk hattı vardır:

  1. Failin doğrudan haksız fiil sorumluluğu (TBK m.49): Darp eden kişi, kusurlu ve hukuka aykırı fiiliyle zararı tazmin eder.
  2. İşverenin adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m.66): Fail çalışan ise ve “kendisine verilen işin yapılması sırasında” zarar doğmuşsa işverenin sorumluluğu gündeme gelebilir. Burada kritik tartışma, darp fiilinin “işin görülmesi sırasında” sayılıp sayılmayacağı ve işverenin kurtuluş kanıtı getirip getiremeyeceğidir.
  3. İşverenin organizasyon kusuru / gözetim kusuru: TBK m.66’nın içinde ve dışında (özellikle işyerindeki güvenlik zafiyeti gibi) işverenin kusuru ayrıca tartışılır.

Bu ayrımın rücu davaları bakımından önemi şudur: SGK, yaptığı ödemeler nedeniyle (ilgili rejime göre) kusurlu işverene ve/veya üçüncü kişilere yönelebilir; fakat kimin hangi hukuki sebeple sorumlu olduğu dosya stratejisini değiştirir.

İş Kazası Niteliğindeki Darp Olaylarında Ceza Dosyasının Rücu ve Tazminat Davalarına Etkisi
İş Kazası Niteliğindeki Darp Olaylarında Ceza Dosyasının Rücu ve Tazminat Davalarına Etkisi

3. Ceza Yargılamasının Rücu ve Tazminat Davalarına Etkisi

Ceza dosyası, darp olaylarında neredeyse her zaman “delillerin ana deposu”dur. Kamera görüntüsü, adli rapor, kolluk tutanağı, tanık anlatımı gibi pek çok veri ilk kez ceza soruşturmasında toplanır. Buna rağmen ceza yargılaması ile hukuk yargılamasının ilişkisinde iki ayrı soru vardır: (i) Bağlayıcılık ve (ii) bekletici mesele.

3.1. Ceza dosyasının delil değeri

3.1.1. Ceza kararının (mahkûmiyet/beraat/takipsizlik) hukuk davasına etkisi

TBK m.74 açıkça, hukuk hakiminin ceza hukukunun sorumluluk hükümleriyle, hatta beraat kararıyla dahi bağlı olmadığını söyler. Bunun doğal sonucu: ceza davasında beraat eden fail veya işveren/şirket yetkilisi aleyhine hukuk davasında tazminata hükmedilmesi ilke olarak mümkündür.

Ancak Yargıtay çizgisi, TBK m.74’ü “hiçbir etkisi yoktur” şeklinde değil, “kusur ve tazminat miktarı yönünden bağlılık yoktur; fakat maddi vakıa tespiti önemlidir” şeklinde okur.10. HD’nin yukarıda aktarılan kararında, TBK m.74’e referansla “hukuk hakiminin kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlılığı” vurgulanmıştır. Bu, pratikte şu anlama gelir:

  • Ceza mahkemesi “şu tarihte, şu yerde, şu kişi şu fiili yaptı” gibi olayın gerçekleşme şeklini kesinleştirmişse, hukuk mahkemesi bu olguyu görmezden gelerek tamamen zıt bir vaka kurgusuna gidemez.
  • Buna karşılık ceza mahkemesinin “kusur oranı %…” gibi değerlendirmeleri veya “taksir/kast” gibi ceza sorumluluğu sonuçları, hukuk yargılamasında birebir taşınmaz.

3.1.2. Maddi vakıa tespiti bakımından ceza dosyasının önemi

Darp olaylarında maddi vakıa genellikle şu alt olgulardan oluşur:

  • İlk saldırıyı kim başlattı?
  • Olay planlı mı ani mi?
  • Meşru savunma iddiası var mı?
  • Olay işyeri içinde mi dışında mı?
  • Olay sırasında işin görülmesi devam ediyor muydu?
  • Yaralanmanın ağırlığı nedir? (TCK m.86–87 perspektifiyle)

Bu olguların çoğu, ceza dosyasındaki delillerle daha netleşir. Bu nedenle ceza dosyası getirtilmeden yapılan kusur incelemesi sıklıkla eksik kalır.

3.1.3. Kusur tespiti ve illiyet bağı açısından ceza dosyası

Kusur ve illiyet bağı, rücu ve tazminat davalarının merkezidir. Yargıtay, iş kazası davalarında kusurun “ihlal edilen mevzuat hükümleri” ve “özen yükümü” ışığında ayrıntılı gerekçelendirilmesini ister. Bu yaklaşım 10. HD 2023/1738 E.,2023/3497 K. kararındaki kusur saptama metodolojisi vurgusuyla uyumludur.

Darp olayında illiyet bağı iki düzlemde kurulabilir:

  • Fail–zarar illiyeti: Darp edenin fiili zarara yol açtı mı?
  • İşveren–zarar illiyeti: İşverenin güvenlik/organizasyon eksikliği, darp olayının meydana gelmesinde veya ağırlaşmasında etkili oldu mu? (Örn. güvenlik görevlisi yokluğu, daha önce bildirilen tehditlerin ciddiye alınmaması.)

Ceza dosyası, özellikle ikinci düzlemde (işverenin kusuru) doğrudan “iş güvenliği raporu” üretmeyebilir; fakat olayın nasıl geliştiğini göstererek hukuk dosyasında kurulacak bilirkişi incelemesine temel sağlar.

3.1.4. Ceza dosyasındaki tanık, bilirkişi ve diğer delillerin hukuk davasında kullanımı

Uygulamada hukuk mahkemeleri, ceza dosyasındaki:

  • tanık beyanlarını,
  • kamera/CD çözüm tutanaklarını,
  • adli tıp raporlarını,
  • kolluk tutanaklarını,
  • olay yeri inceleme ve kriminal raporlarını

dosyaya getirterek bilirkişi heyetine incelettirir. Ancak burada önemli bir nüans vardır: Ceza dosyasındaki bilirkişi raporları (ör. adli rapor) genellikle tıbbi/forensik açıdan güçlü iken, iş kazalarında gereken “iş güvenliği kusur raporu” çoğu zaman hukuk dosyasında ayrıca alınır. Nitekim 10. HD, çelişkili raporlar olduğunda A sınıfı iş güvenliği uzmanlarından oluşan heyetle çelişkinin giderilmesi gerektiğini vurgulamaktadır (bkz.10. HD 2020/11765 E.,2021/9131 K. – kaynakçada ayrıca veriyorum).

3.2. Bekletici mesele (HMK m.165) sorunu

3.2.1. Bekletici mesele kavramı ve şartları

HMK m.165’e göre bir davada hüküm kurulması, başka bir davanın sonucuna kısmen veya tamamen bağlıysa mahkeme yargılamayı bekletebilir. Bu “bekletme” zorunlu değil, takdire bağlı bir kurumdur; ancak bağlılık çok güçlü ise bekletme, isabetli yargılama ve çelişkili kararların önlenmesi açısından işlevseldir.

Bekletici mesele için temel koşul, ikinci davanın sonucunun ilk davadaki hükmü belirleyici düzeyde etkilemesidir. Darp olaylarında bu ilişki iki şekilde kurulabilir:

  • Ceza davasının sonucunun, hukuk davasındaki maddi vakıa kurgusunu belirlemesi,
  • Ceza davasında ortaya çıkacak delillerin, hukuk davasının ispatını doğrudan etkilemesi.

3.2.2. Ceza davası rücu/tazminat davası için bekletici mesele yapılabilir mi?

Teorik olarak evet, yapılabilir; fakat her somut olayda yapılması gerekmez. Uygulamada şu ayrım kritiktir:

  • Sadece delil toplama ihtiyacı varsa: Ceza dosyasının getirtilmesiyle delil ihtiyacı karşılanabiliyorsa, ceza davasının kesinleşmesini beklemek zorunlu olmayabilir.
  • Maddi vakıa tespiti cezada kesinleşmeye çok bağlıysa: Örneğin failin kimliği, meşru savunma olup olmadığı, olayın oluş şekli ciddi tartışmalıysa ve ceza mahkemesi bu maddi olguyu kesinleştirecekse bekletme daha anlamlı hale gelir.
İş Kazası Niteliğindeki Darp Olaylarında Ceza Dosyasının Rücu ve Tazminat Davalarına Etkisi
İş Kazası Niteliğindeki Darp Olaylarında Ceza Dosyasının Rücu ve Tazminat Davalarına Etkisi

3.2.3. Yargıtay yaklaşımı: “Bağlayıcılık yok ama maddi olgu önemli”

Eldeki içtihat setinde Yargıtay’ın genel yönelimi, ceza dosyasının ve raporlarının dosyaya getirtilmesi, çelişkilerin giderilmesi ve maddi olgunun netleştirilmesi yönündedir. Özellikle:

  • Ceza dosyası ile hukuk dosyası arasındaki rapor çelişkileri giderilmelidir (10. HD 2021/566 E.,2021/16324 K.;10. HD 2020/11765 E.,2021/9131 K.).
  • Ceza kararının kesinleşmesi halinde maddi vakıa yönünden dikkate alınmalıdır (10. HD 2016/14928 E.,2019/2466 K.).

Bu yaklaşım, HMK m.165 bakımından şu pratik sonuca götürür: Mahkeme, her durumda ceza davasını bekletici mesele yapmak zorunda değil; ancak ceza dosyasını getirtmeden hüküm kurması çoğu kez eksik inceleme riski taşır.

3.2.4. Bekletici mesele yapılmasının yargılamaya etkileri

Bekletici mesele kararı, özellikle darp olaylarında şu risk-fayda dengesiyle değerlendirilmelidir:

  • Faydalar
  • Maddi vakıa tespiti netleşir; çelişkili karar ihtimali azalır.
  • Deliller (tanıklar, raporlar) daha sistematik şekilde toplanır.
  • Riskler
  • Yargılama uzar; zarar görenin tazminata erişimi gecikir.
  • Zamanaşımı/ hak düşürücü süre tartışmaları (özellikle farklı talepler bakımından) iyi yönetilmezse hak kaybı riski artar.
  • Ceza dosyasının uzun sürmesi, hukuk dosyasının da sürüncemede kalmasına yol açabilir.

Bu nedenle, çoğu uygulamada “ceza davasının bitmesini bekleyelim” yerine “ceza dosyasını getirip delilleri kullanalım; çok kritik bir maddi olgu cezada kesinleşmeden çözülemiyorsa HMK m.165 işletelim” yaklaşımı daha dengeli görünür.

4. Rücu Davaları

4.1. SGK’nın rücu davalarının hukuki niteliği ve dayanağı

SGK rücu davaları, Kurumun sigortalıya veya hak sahiplerine yaptığı ödemeleri, kusurlu sorumlulardan geri istemesine dayanır. Eldeki mevzuat setinde rücuya ilişkin özel madde metni yer almamakla birlikte, içtihat seti rücu davalarının tipik karakterini ortaya koymaktadır: Kusur oranı, maddi vakıa ve iş kazası niteliği üzerinden yürür ve sigortalının açtığı tazminat davasındaki kusur raporları Kurum taraf değilse rücuda bağlayıcı olmaz.

Bu husus özellikle 10. HD 2023/1738 E.,2023/3497 K. ve 10. HD 2016/14928 E.,2019/2466 K. kararlarında açık biçimde ifade edilmiştir: tazminat davasındaki kusur raporu rücuya kesin delil oluşturmaz; ancak ayrıntılı ise güçlü delil olabilir.

4.2. Darp olaylarında rücu hakkının kapsamı ve şartları

Darp olaylarında rücu, kural olarak şu sorulara yanıt arar:

  • Olay iş kazası mı? (5510 m.13 bağlamında)
  • SGK hangi ödemeleri yaptı? (geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri, sağlık giderleri vb.)
  • İşverenin veya üçüncü kişinin kusuru var mı?
  • Kusur varsa oranı nedir? (işverenin güvenlik organizasyonu; failin kastı; mağdurun davranışı)

Fail üçüncü kişi olduğunda (örneğin müşteri/ziyaretçi), rücu davası stratejisi “işveren + üçüncü kişi” kombinasyonuna dönüşebilir; fail çalışan olduğunda TBK m.66 çerçevesinde işverenin sorumluluğu daha merkezî hale gelebilir.

4.3. Ceza dosyasının rücu davalarında ispat yüküne etkisi

Rücu davalarında ceza dosyası iki nedenle kritik olur:

  1. Maddi vakıanın kurucu ispatı: Olayın nasıl geliştiği, failin kimliği, yaralanmanın niteliği ceza dosyasında daha güçlü delillerle sabitlenir.
  2. Kusur incelemesine veri sağlama: İş güvenliği bilirkişisi, ceza dosyasındaki kamera/tutanak/adli rapor olmadan sağlıklı kusur analizi yapamayabilir.

Bununla birlikte, ceza mahkemesinin “kusur” değerlendirmesi rücu hakimini bağlamaz; rücuda özgü kusur analizi yeniden yapılır. İçtihatların “güçlü delil” vurgusu bu ayrımı pratikleştirir.

5. Tazminat Davaları

5.1. İşçinin veya yakınlarının açabileceği maddi ve manevi tazminat davaları

İş kazası niteliğindeki darp olayında zarar gören işçi:

  • Fail aleyhine TBK m.49 kapsamında maddi ve manevi tazminat,
  • İşveren aleyhine TBK m.66 ve organizasyon kusuru kapsamında maddi ve manevi tazminat,

talep edebilir. Ölüm halinde hak sahipleri destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat isteyebilir.

Bu davalarda ayrıca 5510 sistemiyle etkileşim kaçınılmazdır: SGK’nın bağladığı gelir/ödediği kalemler, tazminat hesabında “mükerrerlik” tartışmasına yol açar.

5.2. Tazminatın belirlenmesinde ceza dosyasındaki delillerin rolü

Ceza dosyası tazminat davasında özellikle şu üç alanda belirleyicidir:

  1. Kusur oranı: Failin kastı, işverenin öngörülebilirlik ve önleme kapasitesi, mağdurun olaydaki katkısı.
  2. Zararın ağırlığı: TCK m.86–87 kapsamında yaralanmanın niteliğini ortaya koyan adli raporlar; tedavi süresi; kemik kırığı; yaşamı tehlikeye sokma; kalıcı iz.
  3. Manevi tazminat takdiri: Olayın vahameti, kastın yoğunluğu, mağdurun maruz kaldığı travma ve kalıcı etkiler.

Özellikle darp olaylarında manevi tazminatın “simgesel” değil “tatmin edici” düzeyde belirlenmesi gerektiği tartışmalarında, ceza dosyasındaki olgular (ör. saldırının sürekliliği, silah kullanımı, topluluk önünde gerçekleşme) hakimin takdirini etkiler.

5.3. Destekten yoksun kalma ve iş göremezlik tazminatı hesaplarında ceza dosyasının etkisi

Eldeki içtihat seti, iş kazası tazminatlarında iki temel teknik noktayı öne çıkarır:

  • SGK gelirinin peşin sermaye değeri (PSD) indirimi: 10. HD 2021/566 E.,2021/16324 K. kararında, mükerrerliği önlemek için PSD’nin tazminattan düşülmesi gerektiği vurgulanır.
  • Maluliyet/meslekte güç kaybı oranının kesin tespiti: Aynı karar, maluliyetin kesin ve tereddütsüz belirlenmesini şart koşar.

Ceza dosyasının bu hesaplara etkisi doğrudan “PSD hesabı” şeklinde olmayabilir; fakat maluliyetin dayanağı olan adli raporlar, tedavi evrakı, yaralanmanın niteliği ceza dosyasında yoğunlaşır. Bu veriler, hukuk dosyasında alınacak Adli Tıp/sağlık kurulu raporlarına zemin oluşturur.

Ayrıca “iş kazası olup olmadığı” net değilse, (Kapatılan) 21. HD 2009/14116 E.,2010/13243 K. içtihadının ortaya koyduğu gibi iş kazası tespiti “ön sorun” haline gelir; bu da tazminat hesabının teknik altyapısını (SGK’nın gelir bağlayıp bağlamayacağı, PSD indirimi yapılıp yapılmayacağı) doğrudan etkiler.

İş Kazası Niteliğindeki Darp Olaylarında Ceza Dosyasının Rücu ve Tazminat Davalarına Etkisi
İş Kazası Niteliğindeki Darp Olaylarında Ceza Dosyasının Rücu ve Tazminat Davalarına Etkisi

6. İş Kazasında Delil Değeri ve Bekletici Mesele Sorunu Sonuç

İş kazası niteliğindeki darp olaylarında ceza yargılaması, rücu ve tazminat davalarının “gölgesinde” kalan tali bir süreç değil; çoğu kez maddi vakıanın ve delillerin ana kaynağıdır. Buna rağmen TBK m.74’ün çizdiği sınır nedeniyle ceza kararlarının hukuk davalarına etkisi otomatik bağlayıcılık şeklinde değil; daha sofistike bir biçimde, özellikle maddi vakıa tespiti üzerinden gerçekleşir.

Uygulamada başlıca sorun alanları şunlardır:

  1. Ceza dosyası getirtilmeden kusur raporu alınması: Bu durum, eksik inceleme ve çelişkili karar riskini yükseltir.
  2. Bekletici mesele kararının yanlış kullanımı: Ceza davasının kesinleşmesi beklenirken hukuk davası gereksiz uzayabilir; buna karşılık beklenmesi gereken dosyalarda beklenmemesi de maddi vakıa çelişkisine yol açabilir.
  3. Rücu–tazminat dosyaları arasında delil taşınması: Tazminat davasındaki kusur raporlarının rücuya bağlayıcı olmaması (Kurum taraf değilse) dosya stratejisini belirler; “güçlü delil” standardı doğru okunmalıdır.
  4. Mükerrer ödeme/PSD indirimi ve maluliyet tespiti: SGK ödemelerinin tazminat hesabına doğru yansıtılması, hem hakkaniyet hem de teknik doğruluk için zorunludur.

Çözüm önerileri bakımından, pratikte en işlevsel yaklaşım şudur: Hukuk mahkemesi, kural olarak ceza davasının kesinleşmesini beklemeksizin ceza soruşturma/kovuşturma dosyasını celp etmeli, delilleri dosyaya kazandırmalı, kusur ve illiyet değerlendirmesini bu veri setiyle yaptırmalıdır. Ancak maddi vakıanın cezada kesinleşmesi olmadan sağlıklı kurulamayacağı istisnai durumlarda HMK m.165 “bekletici mesele” mekanizması devreye sokulmalıdır.

7. Apilex ile İş Kazasında Ceza Dosyasının Delil Fonksiyonu, Bağlayıcılığın Sınırları

İş kazası niteliğindeki darp olayları, klasik iş kazası anlayışının ötesine geçen ve çalışma yaşamındaki şiddet riskini hukuki düzlemde görünür kılan örneklerdir. Bu tür olaylarda iş kazası niteliğinin kurulması, yalnızca 5510 sayılı Kanun m.13’teki bağlam koşullarının gerçekleşmesiyle sınırlı olmayıp; illiyet bağı, kusur dağılımı ve işverenin iş sağlığı ve güvenliği çerçevesindeki organizasyon yükümlülüğünün somut olay düzeyinde analiz edilmesini zorunlu kılar.

Ceza yargılaması ise bu dosyalarda “yan süreç” değil, çoğu zaman delil üretimi bakımından sürecin omurgasıdır. Kamera kayıtları, kolluk tutanakları, adli raporlar ve tanık anlatımları, hem SGK rücu davalarında hem de işçinin maddi-manevi tazminat taleplerinde maddi vakıanın kurulmasını doğrudan etkiler. Bununla birlikte TBK m.74 gereğince ceza kararlarının hukuk hakimini otomatik biçimde bağlamaması, iki yargılama kolunun farklı ispat standartlarıyla çalıştığını ortaya koyar. Bu sebeple ceza dosyasından gelen karar ve raporlar “kesin hüküm” değil; çoğu durumda hukuk yargılamasında güçlü delil niteliğinde değerlendirilmelidir.

Bekletici mesele sorunu ise uygulamada en sık hataya düşülen alanlardan biridir. Ceza yargılamasının kesinleşmesini beklemek, bazı durumlarda maddi vakıa çelişkilerini önlemek için faydalı olmakla birlikte; her olayda otomatik şekilde beklemeye gidilmesi hukuk yargılamasını gereksiz uzatmakta, tazminata erişimi geciktirmekte ve süreç ekonomisine zarar vermektedir. Bu nedenle isabetli yaklaşım; ceza dosyasının derhal celp edilmesi, delillerin hukuk dosyasına kazandırılması ve yalnızca maddi vakıanın ceza hükmüyle kesinleşmesi olmadan sağlıklı kurulamayacağı istisnai durumlarda HMK m.165 mekanizmasının işletilmesidir.

Sonuç olarak, iş kazası niteliğindeki darp olaylarında rücu ve tazminat davalarının sağlıklı yürütülmesi için ceza dosyası, bağlayıcı bir norm kaynağı olmaktan ziyade maddi vakıa tespitinin ana veri seti olarak görülmelidir. Hukuk hakiminin, ceza dosyasının sunduğu delil materyalini etkin biçimde kullanması; kusur ve illiyet değerlendirmesinin eksiksiz yapılmasını, çelişkili karar ihtimalinin azaltılmasını ve hem mağdurun hem de sorumluların hukuki durumunun daha öngörülebilir biçimde belirlenmesini sağlayacaktır.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir